e-konomist.net

e-konomist
Türkiye İktisatçılar SıralamasıArşivİletişimRSSGiriş yapKayıt ol

YÖK Başkanı ve paralı öğrenim (Murat Belge, 12.01.08)

YÖK’ün başına yeni birinin atanmasıyla, o noktada önemli bir gerilim potansiyeli oluştu. Henüz büyük bir ‘harekât’ başlamadı, ama bu bence bir ‘bekleyiş’ işareti. Başkan daha belirgin adımlar atınca, tepkileri de gelecektir. Aslında, daha ‘bismillah’ derken ‘tape’e de yakalanan yeni başkan, ‘açık vermedi’ değil, ama herhalde hazırlık daha büyük olaylar için, dolayısıyla bu ilk ‘el ense’ durumlarında fazla gürültü çıkmadı.
Geçenlerde yeni YÖK Başkanı yükseköğretimin paralı olması gerektiğini söyledi ve bu sözüyle de hemen tepki çekti. Bu, öteden beri, benim de kafamı kurcalayan bir konudur. Türkiye, daha Türkiye olmadığı zamanlardan beri, her şeyi devletinin yaptığı bir toplum ve böyle olmaya iyice alışmış.
Bu gelenek içinde her basamağıyla eğitimi de devletin yaptırması, işin masrafını da üstlenmesi çok normal görünüyor.


Ayrıca, tabii, ‘anormal’ değil bu. Herhalde yükseği dahil bütün eğitimin parasız olduğu ülkelerin sayısı bir hayli yüksektir. İdeal sistem budur: devlet, bütün yurttaşlarının bütün eğitimini, masrafı ve bütün sorunlarıyla birlikte, kendi sırtına alıyor ve bu ‘hizmeti’ yerine getiriyor.
Yalnız, şimdi bu noktada, bir şeyi düşünmemiz gerekiyor. Öğretim, hele iyisi, niteliklisi, pahalı bir şeydir. ‘Öğretimi üstlensin’ dediğimiz devlet, bu yüksek niteliğin gerektirdiği harcamayı yapacak durumda mı? İmkânları yeterli mi, bakış açısı doğru mu?
‘İmkânları’ nasıl yeterli olur? Elbette ki öncelikle gelirlerinin yüksek olmasıyla.
Bu nasıl sağlanır? Elbette ki uygun bir vergi politikasıyla.
Gittikçe artan sayıda insana, gittikçe yükselen nitelikte bir eğitim-öğretim vermek için, bütçenizin, gelirinizin büyük bir kısmını bu işe ayıracaksınız. Burada hemen, pratik olduğu kadar ‘etik’ tarafı da olan bir sorunla karşılaşıyorsunuz: şu anda Türkiye’de nüfusun kaçta kaçı yükseköğrenim görüyor? Bu oran ne kadar süre içinde şimdikinin iki, üç, dört katına çıkabilir?
Şimdiki oran dünya ortalamalarının (gelişkin toplumları kastediyorum tabii) epeyce altında ve bunun kısa sürede değişeceği yok.
Öyleyse, ‘eğitim paralı olmalı’ diye konuşan bir öğrenci veya öğrenci adayı ne demiş oluyor? ‘Benim eğitimimin masrafını toplum karşılasın’ demiş oluyor. Hangi toplum, yani kimler?
Doğal olarak, kendi üniversiteye gitmemiş, çocuğunu gönderememiş, torununun gideceğini de düşünmeyen ortalama Türkiye yurttaşı- büyük çoğunluk.
‘Etik’ dediğim konu da bu.
Sonuç olarak, sistem böyle işliyor. Üniversiteye girmek, sınavı geçmek, yüksek puan tutturarak iyi yere girmek, ‘ucuz’ bir şey değil. Bunu karşılayabilen ailelerin çocukları o iyi yerlere de giriyor- ve sonra ‘parasız’ okuyor.
Bu koşullarda ‘Eğitim parasız olmalıdır’ demek de muhtemelen herkesin, ama öncelikle ’sol’da olanların sloganı!
YÖK’ün yeni başkanı “Yükseköğrenim paralı olmalı” dedi ve hemen tepki çekti. Ancak, “Parası olmayan da okumayıversin, kardeşim” demedi (Bunu, şu anda yürürlükte olan ‘parasız eğitim’ sistemi fiilen söylüyor), “Bir burs sistemi kuralım” dedi.
Dünyada yapılan da bu. Yapılması gerekiyor, çünkü ‘beyin gücü’ -neyse ki- yalnız ‘paralı seçkinler’in sahip olduğu bir şey değildir. Mümkün olduğu kadar fazla yeteneği işin içine çekmek de iyi çalışan, iyi kurulmuş bir burs sistemiyle sağlanır.

Yazan: e-konomist | Tarih: 14 Ocak 2008 | RSS | Geri bildirim | Yorum yap | Bu Yazıyı Paylaşın

Yorum yapın




Kapat
E-posta ile paylaş
e-konomist.net e-konomist