Üniversitelerimizde akademisyen değişimi
İrfan Kalaycı, Cumhuriyet Gazetesi Bilim-Teknik Dergisi 6 Ağustos 2005
CBT’nin 16.07.2005 tarihli 956. sayısında Prof. Dr. Mahir Fisunoğlu, “en iyi akademisyen” sorununa “istihdam” yönünden yaklaştığı kısa yazısında bir çok ciddi saptamada bulunuyordu. Örneğin; “Doktora, yardımcı doçentlik ve doçentlik (buna profesörlük de eklenebilir -i.k.) aşamalarını aynı üniversitede geçiren bilim insanlarının sayısı giderek artmaktadır. Bu bilim insanları, başka üniversite ve araştırma kurumlarındaki bilimsel ortamları bilmeyerek ya da çok az bilerek akademik ilerleme yapmaktadırlar.”
Bu önemli saptamadan hareket edildiğinde, üniversitelerimizde araştırma görevlisi ve öğretim üyesi statüsünde çalışan akademisyenler için bir değişim sisteminin uygulamaya konulması gerektiği noktasına ulaşılabilir. Bu yazının konusu olan akademisyenlerin değişimi sistematik bir şekilde uygulanması halinde, üniversitelerimizde hep şikayet konusu yapılagelen hem kurumsal ve hem de kişisel düzeydeki gelişme farklarının giderilmesi yönünde iyi bir araç olabilir.
I. Sistemin Amacı
“Akademisyen değişimi” (=“misafir akademisyenlik”) sisteminin bir an önce uygulanmasını zorunlu kılan pek çok gerekçe sıralanabilir:
i)Üniversitelerimizin gelişmişlik düzeyi anlamında ikili yapıda olduğu biliniyor: Merkezi (metropol) kentlerdeki üniversitelerin taşradakilerine göre çağdaş eğitimin olanaklarından daha fazla yararlandıkları, ayrıca merkezi ve taşra üniversitelerin de kendi içinde (kampusun fiziksel ortamı, personelin nicel ve nitel yeterliliği, öğrencilerin sosyo-kültürel faaliyetleri, öğretim elamanlarının yayın sayısı, bölümlerin ÖSS taban puanı, kütüphane ve internet yapısı, vb. bazında) çeşitli gelişmişlik farklarını yaşadıkları bir gerçektir. Akademisyen değişimi, üniversiteler arasındaki akademisyen eksenli “gelişmişlik uçurumu”nun varlığını teyit ederken, uygulandığı sürece bu uçurumun bir ölçüde de olsa kapanmasını, en azından, daha fazla derinleşmemesini sağlayabilecektir.
ii) Değişim proğramının ana hedeflerinden biri de, kendi üniversitesinde içine kapanık hale getirilmiş olan ya da kendini öyle hisseden akademisyenin başka üniversitede görevlendirilmesi yoluyla çalışmalarını farklı bir heyecan ve anlayışla yapmasını sağlamak şeklinde olabilir. Burada asıl beklentinin, bilimsel üretkenlik olduğu unutulmamalıdır.
iii) Bu çerçevede, değişim proğramına kimlerin alınacağına ilişkin öncelik araştırma görevlilerine verilebilir, zira onlar geleceğin öğretim üyeleridir, bilimin çıraklarıdır. Gelişmekte olan bir üniversitenin araştırma görevlisi, lisansüstü tez aşamasında iken tezinin bir bölümünü gelişmiş (başka) bir üniversitede yazabilir. Benzer bir şekilde gelişmiş bir üniversitenin araştırma görevlisi de, örneğin, doktora eğitimi sonrasında (post-doktora aşamasında), yardımcı/doçentliğe atanıncaya kadar geçen -ortalama 3-5yıllık süreyi gelişmekte olan (başka) bir üniversitede ortak çalışmalara katılarak geçirebilir. Böylece, yer değiştirmeler yoluyla, gelişmiş ile gelişmekte olan üniversitelerin araştırma görevlileri, farklı üniversitelerde çalışarak, avantaj ve dezavantajlarını doğrudan doğruya yaşama ve akademik kişiliklerini geliştirme fırsatını elde edebileceklerdir. Sonuçta ve aslında bir “empatik düşünce” mesleki olarak sınanmış olabilecektir: “Büyük X üniversitesinin elemanıyım, ama acaba küçük Y üniversitesinde meslektaşım ne durumda?”Bu sorunun en iyi yanıtını misafir araştırma görevlisinden başkası veremez.
iv) Sistemin diğer ayağını, öğretim üyeleri oluşturacaktır. Yukarıda söylenenlerin büyük bir bölümü onlar için de geçerlidir. Öğretim üyelerini, araştırma görevlilerinden farklı olarak birkaç nedenle gruplandırmak gerekebilir. Örneğin, genç ve yaşlı olanlar diye. Aralarında oldukça ünlü olanlar vardır ve fakat bunları değişim proğramına dahil etmek ise pek kolay değildir. Öğretim üyeleri de, gerçekte tıpkı araştırma görevlileri gibi birer öğrencidir, sadece biraz “usta”dırlar. Onların da kendilerini yenilemek ve geliştirmek gibi bir özlemleri olabilir ve dolayısıyla bunu giderebilecekleri başka üniversiteler mutlaka vardır.
Misafir akademisyenlik sisteminin özü gereği, eleman değiş-tokuşunu üniversitelerden birinin mutlaka “gelişmiş”, diğerinin de “az gelişmiş / gelişmekte olması” zorunludur.
II. Değişim Sistemi Nasıl Kurulabilir ve Çalıştırılabilir?
AB ile bütünleşme süreci devam ederken, üniversitelerimizde de bir değişim-dönüşüm gereksiniminin var olduğu ve kısmen giderilmekte olduğu dikkate alınırsa;misafir akademisyen sisteminin bu değişim-dönüşümün doğal bir parçası olduğu kabul edilmelidir. O halde bu sistemin kurulabilmesi için her türlü yasal ve akademik kararlar alınabilmeli ve politikalar geliştirilebilmelidir. Şöyleki:
i) Öncelikle, yurtiçi akademisyen değişim proğramının çağdaş gerekliliği ve kısa-orta ve uzun dönem yararları dikkate alınarak, üniversiteler-YÖK-Hükümet-TBMM sıradüzeni izlenerek yasa çıkartılmalıdır.
ii) Yasaya dayanılarak YÖK ve/ya birim üniversite nezdinde misafir akademisyen değişim proğramının esaslarını içeren yönetmelikler hazırlanmalıdır.
iii)YÖK, başlangıç olarak, üniversitelerin değişim proğramını uygulaması yönünde bir “tavsiye kararı” alabilir. Tüm üniversitelerde uygulamaya geçilmeden önce, olası hata ve eksiklikleri gözlemlemek ve gerekli önlemleri geliştirmek üzere “Pilot üniversiteler” seçilmelidir. Başarı sağlandıkça, diğer her üniversite değişim proğramını kendi gereksinimlerine uyarlayabilmelidir.
iv)Bu siteme katılacak olan üniversiteler, kendi bünyelerinde kurullar oluşturmalıdır. Rektörün atayacağı bir öğretim üyesinin başkanlığındaki ilgili kurulun doğal/zorunlu üyeleri, bölüm ve anabilim dalı başkanları ile görüşüne başvurulacak olan diğer öğretim elemanları olmalıdır.
v) Misafir akademisyenin her türlü özlük ve akademik hakları korunmalıdır.
vi) Misafir akademisyenliği özendirmek amacıyla maaş ve ücretleri iyileştirmek dışında çalışma verimliliğini arttıracakdiğer olanaklar / fırsatlar arttırılmalıdır.
vii)Misafirlik süresi, başlangıç olarak 2-4 yarı yıl dönemi ile sınırlandırılabilir. Öğretim elemanın asıl bağlı olduğu üniversite, misafir eden üniversite ve elemanın ortak görüşü (uzlaşma) doğrultusunda bu süre uzatılabilmelidir.
viii) Bu sistem nasıl çalıştırılabilir? Küçük bir örnek: X Üniversitesi’nin İktisat Bölümü bir yarıyılda Y ve Z üniversitelerinin birer akademisyenini aynı anda misafir edebilir. Aynı şekilde, X Üniversitesi’nin İktisat Bölümü de Y ve Z üniversitelerine bir ya da iki elemanını misafir olarak gönderebilir. Yatay ve çapraz eşleşmelerde sayısal eşitliğin sağlanması zorunluluğu da aranmayabilir.
ix) Buna bağlı olarak, mutlaka dikkat edilmesi gereken husus, akademisyen değişiminin karşılıklı taraflarını oluşturan üniversitelerde eğitim-öğretimin aksamaması gerektiğidir. Eğitim-öğretimi zenginleştirmek üzere uygulanacak olan bu sistemin, üniversitenin birinde akademisyen fazlası, diğerinde ise açık yaratmaması için planlama yapılmalıdır. Misafir akademisyenlerle ilgili tüm bilgiler tablolar halinde hazırlanmalı ve her eğitim dönemi başlamadan önce –şeffaflık adına- internet kanalıyla duyurulmalıdır.
III. Sistemin Yararları
“Akademisyenin yararı” eksen alınarak uygulanacak olan akademisyen değişimi sayesinde öncelikle öğrenci kitlesi ve toplamda değişimi destekleyen üniversiteler çeşitli düzeylerde yarar elde edebilirler:
i)Akademisyen açısından: Üniversitesini değiştiren, özellikle görece daha az gelişmiş bir üniversiteden daha gelişmiş bir üniversiteye giden bir akademisyen yaptığı işin niteliğine göre değişmekle birlikte, görgü ve bilgisini arttırma fırsatını yakalayabilecek vebilgi birikimi aktarımında etkin rol oynayabilecektir. Yine ortak projelerde yer alınarak akademisyenler arasında güçlü etkileşimler (=yapıcı rekabet) oluşabilecektir.
ii)Öğrenci açısından: Öğrenci, misafir öğretim üyesini dersinde dinleyerek, projelerini izleyerek, o öğretim üyesinin kişiliğinde başka üniversitelerdeki eğitim-öğretimin nasıl yapıldığına dair bir takım kanaatlar edinebilecektir. En önemlisi de, özellikle gelişmiş üniversiteden gelen akademisyen misafir olduğu öğrencilerin ufkunu açmada çeşitli katkılarda bulunabilecektir.
iii)Üniversiteler açısından: Bir üniversite, misafir ettiği akademisyene rahat çalışma ortamı (akademik özgürlük, bilgisayarlı oda, asistan ve lojman tahsisi, ek ücret, vb.) sağladığı ölçüde ondan verimli sonuçlar alabilecektir. Ayrıca o üniversite bu akademisyen aracılığıyla üniversiteler arası akademik işbirliğinin somut örneklerinden birini daha vermiş olur. Misafir akademisyen, bağlı olduğu üniversitesinin bir tür bilim elçisi olduğu kadar, iki üniversite arasında bilim köprüsü de sayılabilir.
iv)Genel olarak; misafir akademisyen salt bilgisini getirmeyecek; yeni derslerin açılması, çeşitli araştırma projelerini tasarımı ve üretimi, yeni laboratuar araç-gereçlerin kazandırılması, vb. alanlarda da söz sahibi olabilecektir. Sonuçta üniversiteler atıl değil atak, içine kapanık değil dışa dönük bir çehreye bürünebilecektir.
IV. Sistemin Zafiyetleri
Akademisyen değişimi proğramını kabul eden üniversiteler, proğramın uygulama öncesi-sırası ve sonrasında bir takım sorunlar / sakıncalar ile karşılaşabilirler:
i)Sistemi ilke olarak benimseyen bir üniversite yönetimi, ek ödemelerden dolayı parasalbütçe yükünün arttığını düşünerek uygulamaktan vazgeçebilir.
ii)Misafir akademisyenin (fiziksel) taşınması, çalışma süresinin ve harcama kalemlerinin belirlenmesi gibi bir dizi işlem bürokrasiyi arttırabilir ve dolayısıyla çeşitli gecikmelere yol açabilir.
iii)Salt YÖK’ün tavsiye kararına göre bu sistem işletilirse, bazı gelişmiş üniversiteler az gelişmiş üniversitelere elemanını göndermek istemeyebilir. Bu durum, diğer üniversiteler üzerinde aynı yönde caydırıcı etki yaratırsa, sistem, daha çalışmaya başlamadan durabilir.
iv)Öğrenci açısından: Bir yarı yılda dersini alıp başarısız kaldığı öğretim üyesinin eski üniversitesine geri dönmesi sonucunda, öğrencinin o dersi başka bir öğretim üyesinden almasının, öğrencinin izlenmesi açısından değişik sorunlar doğurabilir.
V. Sonuç: Birkaç Öneri
Ülkemizde daha önceleri kısmen uygulanan ve uzun bir süredir rafa kaldırılan akademisyen değişim proğramının, Türkiye ile Kafkas ve Orta Asya Cumhuriyetleri arasında uygulanmakta olduğu bilinmektedir. Şimdi burada çerçevesi kurulmaya çalışılan, yakın ülkeler arasında büyük bir heyecanla uygulanan bu sistemin yerelleştirilmesidir. Yerelleştirme önerisine, ‘mecburi Şark hizmeti’nin bir çeşitlemesi de denilebilir. Ancak, soruna Şark/Garp hizmeti olarak bakıldığında ulusal çözümden uzaklaşılmış olur.
Buna göre, çağdaş politikalar ışığında bu değişim proğramının güncelleştirilmesi için bazı öneriler sunulabilir:
i)Misafir akademisyen kapsamına, kimlerin nasıl alınacağı çeşitli ölçütlere göre belirlenebilir: Değişim proğramını uygulayacak olan üniversitelerin gereksinimleri, teknik altyapısı, mevcut ve potansiyel durumundaki araştırma görevlisi ve öğretim üyesi sayısı, vb., birer ölçüttür. Ayrıca, sistemin ana öğeleri olan akademisyenler için misafirlik gönüllü mü, yoksa zorunlu mu olacağı, psikolojik bir sorunu oluşturabilir. Eğer zorunluluk ön plan çıkarsa, eşit ve hakça bir anlayışla, her akademisyenin akademik yaşamında en az bir kezbu sisteme dahil edilmesi gerekir.
ii)Her üniversitenin bir “misafir” kotası olmalıdır. Kotayı doldurup doldurmamak keyfiyete bırakılmamalıdır; aksi halde sistem tıkanabilir. Ayrıca, üniversiteler yeni personel istihdam etmek için akademik ilan verirlerken bu misafir kotasını dikkate almalıdırlar.
iii)Misafir öğretim elemanı, geldiği üniversitede özellikle belli bir dersi ve/ya projeyi yürütmek için gelmiş olmalıdır. Aksi halde, yapılan iş, turistik geziden öte bir şey ifade etmemiş ve kaynakların israf edilmesi demek olur.
Son olarak, yukarıda sözü edilen yazısıyla akademisyen değişimi konusu için çağrışım yaptıran Prof. Fisunoğlu’nun, yeniden bir başlangıç ve diğerlerine örnek olsun diye, bir taşra üniversitesi olan ve hızla gelişen üniversitemize misafir öğretim üyesi olarak gelmesini arzu ederiz.
§ Cumhuriyet GazetesiBilim-Teknik Dergisi’nin 6 Ağustos 2005 tarihli 959. Sayısında yayımlandı.
