Üniversite bedavadır ezberi, Mustafa kemal Coşkun (Radikal 2, 28.01.08)
YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, “üniversiteler bedava, bu dünyanın hiçbir yerinde görülmemiştir” veciz sözüyle bir cümlede iki yanlış birden yapma başarısını gösterdikten hemen sonra, Murat Belge, Baskın Oran ve Taha Akyol gibi “özgürlükçü” yazarlar, düşünmeden aynı yanlışı tekrar etmekte gecikmediler. Hatta öyle ki, kimisi “bedavacılığın bozulması gereken bir ezber olduğunu” (B. Oran), kimisi “parasız üniversite istemenin etik bir sorun teşkil ettiğini” (M. Belge), bir başkası da “bilimin ticarileştirilmesi gerektiğini ve paralı üniversitenin fırsat eşitliği yaratacağını” (T. Akyol) dillendirdi. Elbette ki bu “özgürlükçü” yazarlar, savunduklarının, sınıfsal gerçekliği gözardı eden kerameti kendinden menkul bireyci bir demokrasi kurgusu ile piyasa faşizmini uzlaştırmaya hizmet edeceğinden bihaberdirler. Böyle düşünen birisi için, “bedava üniversite istemek” etik olmayacak, ama bölüşüm sorununun adını bile ağzına almamak bırakalım “etik” olup olmamayı, bir sorun olarak bile görülmeyecek. Kaldı ki asıl ezber, üniversitelerin “bedava” olduğu üzerinedir ve mutlaka bozulması gerekir.
Bütün dünya mı?
Zira “üniversitelerin bedava” olduğunu söylemek baştan aşağıya yanlıştır. Bugün Türkiye’deki üniversitelerin hiçbiri “bedava” değil. Yok harç parası, yok yurt ücreti, yok kayıt ücreti, yok bağış parası derken üniversiteler zaten parasını ödemediğiniz zaman adımınızı atamayacağınız kurumlar haline geldi. Zira 2006-2007 öğretim yılında öğrencilerin bir yıl için ödeyeceği harç ücreti, tıp fakültesinde 483 YTL, mühendislik fakültesinde 317 YTL ve eğitim fakültesinde 232 YTL’dir. “Bunlar da para mı?” denilebilir, ancak asgari ücretin henüz yakın bir tarihte 435 YTL yapıldığı bir ülkede ve asgari ücretle çalışan bir emekçi için bu, evet, paradır. Tabii bu harç ücretleri ikinci öğretim söz konusu olduğunda kat be kat artar. Tek bir örnek vermek gerekirse, mühendislik fakültesi ikinci öğretiminde bu harç ücreti 1.251 YTL’ye çıkıyor. Elbette ki bu harç ücretlerine yurt ücreti, kayıt ve bağış parası dahil değildir.
Diğer taraftan, dünyanın hiçbir yerinde parasız üniversitenin görülmediğini söylemek, bilgisizliğin bir ürünü değilse eğer, insanları yanlış yönlendirmek ve onları ikna etmek için uydurulmuş bir sözden başka bir şey değildir. Bunu söyleyen her kim olursa olsun, Avusturya, Fransa, Almanya, İskandinav ülkeleri ve Küba gibi ülkelerden habersiz olduğunu ilan ediyor demektir. Zira bu ülkelerin bir kısmında hiçbir ücret talep edilmiyor, bir kısmında ise sadece kayıt parası alınıyor. Fransa’da üniversitelerin paralılaştırılması girişimleri başladı ve halen devem ediyor, ancak hem çalışanlardan hem de öğrencilerden büyük bir tepki var. İşin doğrusunu söylemek gerekirse, dünyanın hiçbir yerinde bütünüyle öğrenci parasıyla finanse edilen tek bir üniversite yoktur.
Ödenmeyecek, ödemiyoruz
Üniversite eğitimi bütünüyle paralı hale getirilemez, getirilmemelidir.
Çünkü, eğitim temel bir hak ve devlet tarafından karşılanması gereken bir sorumluluktur. Üniversiteyi paralı hale getirmek, bir “hak”kı “ihtiyaca” dönüştürmek demektir. Üniversiteleri paralı hale getirmeye çalışan AKP hükümeti, “sermayeye hizmet, hakka hizmettir” pervasızlığıyla bilimi satın alma gücüne göre dağıtılan bir metaya, üniversiteleri de ticarethaneye dönüştürmeyi amaçlıyor.
Çünkü, bilim ve bilim eğitimi, bu eğitimden yararlanan bireylerin kendi çıkarlarını gidermelerine ve bu alanı zenginleşme aracı olarak kullanmalarına değil, toplumun gelişmesi ve kendini yeniden üretmesi için gerekli olan entelektüel kapasitesinin geliştirilmesine hizmet eder. Dolayısıyla eğitim, aslında bir kamusal maldır ve fiyatlandırılamaz.
Çünkü, “üniversiteleri paralı yapalım ama ödeyemeyen yoksullara burs verelim” söylemi, E. P. Thompson’un İngiliz İşçi Sınıfının Oluşumu kitabında andığı İngiliz işçilerinin hazırlamış olduğu bir bildirideki ifadeleri anımsatmaktan başka bir işe yaramaz: “Önce yoksullaştırıyorlar, sonra büyük bir tantanayla sadaka dağıtıyorlar”. Kaldı ki, gelir düzeylerini saptamada kriterin ne olacağı ve asıl önemlisi bunun zorluğu da ortadadır. Diğer taraftan, yoksul çocuklarının okuyamamasının nedeni üniversite eğitiminin hali hazırda zaten paralı olmasıdır. Devlet tarafından verilen harç kredisi ise öğrencilerin sadece yarısını kapsıyor . Üniversitenin paralı olması halinde bu konudaki talepler daha da artacak ve sorun daha da büyümüş olacaktır.
Çünkü, üniversiteler paralı yapıldığı andan itibaren sosyal adaletsizlik giderek daha fazla artmaya başlayacak. Tıpkı, neoliberal modaya kendisini bütünüyle kaptıran Blair’in, yükseköğrenimi yaklaşık yüzde 14 dolayında paralılaştırmasıyla İngiltere’de tüm sosyal konularda olduğu üzere ciddi sorunların patlak vermesi gibi.
Neoliberalizmin her yeri saran, görünüşte masumane, yani “yoksullarınkini devlet karşılayacak” söyleminin aslında ne derece zehirli bir dil olduğunu anlamak için daha fazla örneğe gerek yok sanırız. Zira, 1996 yılında üniversite harçlarına yapılan zammın ardından “üniversiteleri paralı yapmıyoruz, sadece küçük zamlarla üniversitenin finansmanına katkı sağlıyoruz” söyleminden, “üniversiteler parasız olamaz” söylemine geçmek için 11 yıl yetti. Bu zehirli dile karşılık işçi, emekçi ve yoksullar ve onların çocukları gibi “bedavacılar”ın “ahlaksızca” dillendireceği tek şey, Dario Fo’nun o müthiş tiyatro oyununun başlığından başkası değildir: Ödenmeyecek, ödemiyoruz!