RUTİN MEMUR ÜCRET AJİTASYONU (ORPAN)
Her yıl Ocak-Temmuz aylarında aynı senaryo tekrarlanıyor. Muhabirler mikrofon ellerinde sokaklarda ücretli çalışan arıyor.Uzatılan her mikrofona söylenenler yıllardır değişmiyor.Geçinemiyoruz, eskiden maaşlar daha iyiydi,kira bu kadar, enflasyon bu kadar, dört kişilik ailenin mutfak masrafı bu kadar hep aynı şikayetler hep aynı ajitasyon. Sanki özel sektörde çalışanlar kamudan daha fazla maaş alıyormuş gibi Devletin kısıtlı imkanları ile verdiği ücretten şikayetler.Oysa ayrıntılara girilse gerçekler hiç de kamuda çalışanların durumu ajite ettiği gibi değil.Eğer kolluk kuvvetlerinde görevli personeli bir kenara ayırırsak (çünkü onların riskleri ve pozisyonları çok farklı) 657 sayılı Kanuna tabi Genel İdari Hizmetler sınıfındaki personelin hizmetlerini ve ücretlerini irdeleyelim.
Bu sınıftaki personelin en büyük şikayeti ücretlerin düşüklüğü.Oysa eğer incelenirse hemen hemen tüm teşkilatların neredeyse aldıkları maaş kadar hatta kimilerinin maaşının birkaç katı mükellef mesaisi-ek ders ücreti-döner sermaye gibi bir çok kalemden ücret aldıkları ve bu ücretlerin de yapılan iş karşılığından çok bir nev’i kılıfına uydurulmuş sosyal yardım türevi ücretler olduğu anlaşılacaktır.Genelde memurların yarısından fazlasının karı-koca çalıştığı da dikkate alınırsa ülke şartlarında hane gelirinin özel sektöre göre hatırı sayılır bir meblağa ulaştığı görülecektir.
Yine eğer çalışanların kamu hizmetini yerine getirirken yaptıkları işin hakkını verip vermedikleri araştırılırsa, daha traji-komik bir fotoğraf ile karşılaşacağımız da kesin.Mümkün olsa kumarbazların en çok, hangi mesleğe mensup oldukları konusunda bir çalışma yapılsa açık ara öğretmenlerin önde çıkacağı şüphe götürmez.Bu durumu yakın çevrenizden test edebileceğiniz gibi herhangi bir öğretmenevine giderek de tescilleyebilirsiniz.Burada bir parantez açmak gerek, esasında hakkını vererek yapıldığı takdirde eğitimcilik belki de dünyanın en zor en çok sorumluluk gerektiren işlerinden biri olduğu halde ülkemizdeki algılanış biçimi kolay geçim kapısı olmaktan öteye gidememiştir.Zaten çalışma saatleri diğer sektörlere göre oldukça esnek olan eğitim sektöründe boş vakitlerin değerlendiriliş şekli ayrıca irdelenmeye değer.
Kamudaki yardımcı hizmetli şoför ve bekçi kadrolarının sayısı da hatırı sayılır bir düzeyde ancak kamu hizmetine katkıları ise tartışma götürür.Bu saydığımız kadrolar asıl işlerinden çok kadrolu çaycı vazifesi görmekte ve çay ticaretinden de oldukça yüklü bir gelir elde etmekteler.Hatta kazançları bazı kuruluşlarda öyle boyutlara ulaşmakta ki asıl işleri olan temizlik getir-götür işleri için taşeron pozisyonunda yanlarında personel dahi çalıştırmaktalar.
Kamuda memur ve idareci pozisyonunda çalışan personelin ise mesailerini ne kadar verimli değerlendirdikleri, kamuda bağımsız otokontrol sisteminin ne derece siyasetten uzak objektif çalıştığı, görev taksiminde liyakatın mı? ahbap-çavuş ilişkilerinin mi? kriter olduğu, kamu menfaatinin ne derece savunulduğu? Kamu görevi yerine getirilirken şahsi menfaat tesisinin hangi düzeyde olduğu, personel kalitesinin eğitim ve bilgi düzeyinin yapılan iş ile doğru orantılı olup olmadığı araştırmaya değer ciddi konular.
Tüm bu gerçekler dikkate alındığında, özellikle de özel sektörde, üniversite mezunu bilgisayar bilen, dinamik ülke ve dünya gerçeklerinin farkında, kendini geliştirmeye müsait gençlerin vasıfsız işlerde asgari ücretle hatta bazen asgari ücretin altında ve kayıtsız olarak çalıştırıldıkları düşünüldüğünde, senede iki kez rutin olarak oluşturulan suni gündemi, kamu çalışanlarının kazanımlarının erezyona uğramaması için gösterdikleri bir çaba olarak değerlendirmek mümkün.
Yukarıdaki analizler geneli yansıtmakla beraber istisnaları her zaman mevcut olup, tüm bu olumsuzlukların temelinde kamudaki iş garantisinin yattığı, yıllardır Meclis Komisyonlarında bekletilen kamu personel reformunun tüm bu endişeleri giderecek tedbirler ile yasalaşması halinde ülkemizin önemli bir sorununa çare olacağı kaçınılmazdır.