Nobel: Ödül mü, Ceza mı?
İrfan Kalaycı, Bilim-Teknoloji Dergisi,29.12.2006
İsveç Akademisi, Türkiye’ye sadece Nobel Ödülü’nü vermedi, aynı zamanda, Batı’ya karşı takındığı önyargılı davranış ve söylemlerinden dolayı çok şık bir ceza (!) da vermiş oldu. Gerçekten de, eğer geleneksel düz mantığı terk edip madalyonun her iki yüzünü görme becerisini gösterebilirsek, Nobel’in bir yüzünde ödül, öteki yüzünde ceza yazılı olduğunu okuyabiliriz. Ödül ‘edebi’ olmasına edebidir, fakat ceza ‘ebedi’ gözüküyor.
Türkiye, yüzyıllardır geliştirdiği ve çoğunlukla olumsuz etkilerini yaşadığı paranoyak Batı psikolojisine karşın bu Nobel’i aldı. İlginçtir ki, bu, O.Pamuk üzerinden ilk Nobelimiz olduğu halde, halk ve kurumlar olarak UEFA Kupası’nı kazandığımız zamanki gibi yeri göğü inletemedik. Belki de bu ödülün bir özelliği aşırı coşkuya yer vermemesi ve dolayısıyla mütevazı bir şekilde kutlanmasıdır.
İç kamuoyunda Nobel’e siyasetin gölgesinin karıştığı iddiaları baskın çıktı. Zira cari siyasal bakış sanatsal ve bilimsel bakış açımızı çok daraltmıştı. Olayın siyasal açıklama kolaycılığı, yersiz ve yapay olması şöyle bir soruyu sorduruyor insana: Eğer Türkiye’nin gururunu incitecek ve Batı’nın işine yarayacak çeşitli söylem, polemik ve faaliyetlerle Nobel alınabiliyor idiyse, şimdiye kadar daha farklı, daha fazla hakaret ederek, hatta mali kaynaklarımızı hortumlayarak ve böylece ülkemizi Batı’ya karşı zayıflatanlara neden Nobel verilmedi öyleyse? Sözü edilen “Batı psikolojisi” bu ödül süreci dolayısıyla yeniden test edilmiştir: Sürekli Batı’ya çatarak kendimizi rahatlattık durduk. Bu ödülle bu kez Batı bizi çarptı. Bu akılcı olmayan Batı psikolojisi bir an önce terk edilmelidir. Çünkü böyle bir psikoloji ulusal olarak üzerimizde sadece yapay ve geçici bir rahatlama sağlıyor; özeleştiri yapmamızı engelliyor. Batı, bize Nobel’i vererek, bir bakıma Batı psikolojisini “batıl” ilan etmek ve aynı zamanda millet olarak kendisini hesapsız eleştirme mantığımızı cezalandırmak istemiştir.
CEZAYA MİSİLLEME VE BİR SONUÇ
Eğer bu cezaya(!) mutlaka misilleme yapacaksak, yöntemimiz şu olmalıdır: Öncelikle çağdaş Batı uygarlığına “batıl” önyargılarla ve “avam” söylencelerle değil, topluma refah ve adalet getiren politikaları yaşama geçirmekle ulaşabileceğimizin bilincine varmalıyız. İkincisi de, Nobel edebiyat ödülünü bireysel başarıyı toplumsallaştırma ve ceza algılamasını ise bireyselleştirme için bir fırsat olarak görebilmeliyiz. Ayrıca, tarihimize renk katan bu ödülü bilimsel alanlardaki (Tıp, Ekonomi gibi) Nobelleri alabileceğimizin habercisi saymak da misillemenin geri kalanını tamamlayacaktır.
Sonuç olarak; Nobel’i alabilen, Oscar’ı da alır, FIFA kupasını da… 70 milyonu aşan bir ülkeyiz; potansiyelimizi küçümsemeyelim. Bu Nobel fenomenine bakıp Türkiye’nin gelecekteki fotoğrafını hayal edebiliriz: Yine bir Batı kulübü olan AB’ye giremezse ya da kendi iradesiyle girmezse bile, bir gün gelecek ki oraya girecek kadar bir gelişmişlik düzeyini tutturacaktır. Bu da Türkiye’nin, Batı’ya verebileceği en anlamlı ceza(!), kendisi için ise en büyük ödül olacaktır. Kalkınmış Türkiye, “ebedi” ödüldür.
