Ekonomideki hızlı tren faciası-Gümrük Birliği, Çağatay Halaç
AB’ye tam üye olmadan Gümrük Birliğine dahil olmanın sancıları kamuoyunu yeterince meşgul ederken Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliğini otoriteye bağlayan 1/95 sayılı OKK’nın (Ortaklık Konseyi Kararı) en önemli başlıklarından olan kurumsal işbirliği kapsamında, vergi denetimini zaafiyete uğratan mevzuat reformlarının dayatılması bu ortaklığın ülkemiz lehine işlemediğinin en somut örneklerinden birini teşkil ediyor.
Bu bağlamda 19.01.2008 tarihli R.G.’de yayımlanan ve yayım tarihinden 6 ay sonra yürürlüğe girecek olan 60 seri nolu Gümrük Genel Tebliğine göre ithalatta en stratejik sektörlerin başında gelen antrepo işletmeciliğinde gümrüklerin denetim yetkisi özel sektöre yani gümrük müşavirlerine devrediliyor.Bu uygulama yüzeysel bakıldığında basit bir teknik düzenleme gibi görünse de böyle masum bir gerekçeyle izah edilemeyecek kadar ciddi, bir anlamda kurda kuzuyu teslim etmekle eşdeğer bir düzenleme.Tebliğin kısaca meali, antrepo işletmeciliği yapan şirketler yurtdışından gelecek malların antrepoya giriş ve çıkış işlemleri ile stok kayıtlarının denetimini kendi belirleyecekleri yani işveren sıfatı ile görevlendirecekleri gümrük müşavirlerine yaptıracaklar ve suistimallerden kaynaklanan vergi kayıplarından müteselsilen sorumlu olacaklar.Bu uygulamanın öncelikle ithal edilen mal miktarında kayıt dışılığa yol açacağı, akabinde kaçakçılık fiillerini arttıracağı ve bunun sonucunda gümrük vergi gelirlerinde hatırı sayılır bir kayba yol açacağını bilmek için kahin olmaya gerek olmadığı açık.
Yıllık 150 milyar dolarlık ithalat hacminin büyük kısmının gümrük antrepoları aracılığı ile
gerçekleştiğini düşünürsek, buradaki denetimin özel sektöre devredilmesiyle ortaya çıkabilecek otorite zafiyetinin yol açacağı vergi kaybının mali boyutunun yüksekliği mevzuat değişikliğinin analizini zorunlu hale getiriyor. Netice olarak, AB’nde yürürlükte olan uygulamaların hiçbir ön çalışma yapılmadan bire bir kopyalanarak mevzuat değişikliklerinin yapılması ve pratiğe geçirilmesi bize ekonomide de hızlı tren facialarının yaşandığını, alt yapı çalışmaları yapılmadan sadece yasama değişiklikleri ile neticeye ulaşmanın mümkün olmadığını, bu uzun soluklu entegrasyon sürecinde ülkemiz gerçeklerinin de dikkate alınması gerektiğini göstermektedir.
Her ne kadar ekonomide makro politikalar belirleyici olsa da bu politikaların sağlıklı
olarak uygulanabilmesinde kamu hiyerarşisinin politik kaygılardan uzak kendi geleneğine sahip olması özellikle uluslar arası ekonomik ilişkilerde ülke menfaatlerinin gözetiminde
hayati önem arz etmekte olup Gümrük Birliği konusunda yaşanan olumsuzlukların temelinde kamu yönetimindeki standart zaafiyetinin payı da yadsınamaz.
Çağatay HALAÇ
13 Şubat 2008 - 3:37 pm
sevgili dostum, kurda kuzuyu teslim etmek deyimin fazlasıyla ağır bir deyim, her meslekte işini iyi yapan veya kötü yapan insanlar vardır,bizim mesleğimizle uzaktan yakından ilgisi olmayan kişiler gümrük müşavirliği adı altında, özellikle memuriyetten emekli olmuş gümrük müşaviri arkadaşlarımızı kullanarak bir takım yasal olmayan yollardan rant peşinde olabilirler, bu arkadaşlarımızı da tabiri caiz ise masanın diğer tarafına yeni geçtiklerinden , bu kişilere karşı dikkatli olmaları ve mesleğimize adaptasyon sürecinde çok daha hassas olmaları konusunda her karşılaştığımızda ikaz edip, olası riskler konusunda kendilerini bilgilendirmekteyiz.
Bunu, işini ciddiyetle yapan tüm gümrük müşavirliği camiasına mal etmeni yadırgadım doğrusu, bizler emeğimiz, bilgi bilgi birikimimizle memleketin ekonomisine katkıda bulunan onurlu insanlarız, bu tür yakıştırmalar bizi üzer, mesleğimizle ilgili yazılarında daha hassas ve hakkaniyetli davranman gerekir diye düşünüyorum.
sevgi ve saygılar,
14 Şubat 2008 - 3:32 am
Yorumdaki sektörel ve mesleki genel değerlendirmelere katılmakla birlikte makalenin tümü analiz edildiğinde AB ve Türkiye ilişkilerindeki tek tarafın çıkarları üzerine inşa edilmiş eşitlik ilkesine dayanmayan bir sistemin ülke menfaatleriyle çeliştiğinin
örneklemesinin yapıldığı görülecektir.