Testing
Yazan: Murat Çokgezen | Tarih: 3 Mayıs 2009Testing Barter Dunyasi
e-konomist.net iktisat alanında önde gelen akademisyenler, uzmanlar ve konuya ilgi duyan kişilerin görüş alışverişi yaptıkları bir piyasa olmayı hedeflemektedir. e-konomist’ de yayınlanmasını istediğiniz yazılar için lütfen editör ile temas kurunuz.
Küresel ekonomik çöküşte kim daha suçlu?
Hangi meslek gurubu, küresel kredi piyasasının çöküşü ve bunun sonucunda milyarlarca doların geri çekilmesi konusunda daha fazla suçlanası? Bankacılar mı yoksa ekonomistler mi?
Bu bir tuzak soru değil.
Şimdiye kadar suçlamaların büyük bölümü bankacılara yönelikti. Evet, şirketini mahvetmeyen birkaç sağlam bankacı var. Ancak ünlü bankacıların pek çoğu başarısız oldu. Ve onların başarısızlıkları her gün Wall Street Journal’ın sayfalarında çarşaf çarşaf ilan ediliyor. Bu kişiler Meclis’in önüne çıkarıldılar, görevden alındılar ya da kovuldular, büyük servetler kaybettiler ve popülist öfkenin hedefleri haline geldiler. Ortak bir uzlaşma ile bankacılar (bu terimi kullanırken finansal hizmetler sektöründe görece yüksek düzeylerde çalışan kişileri kastediyorum) büyük darbe aldılar.
Delhi, Detroit’i geçecek mi? Belki de hayır. Ancak GM ve Chrysler su üstünde kalmak için çırpınırken, Hindistan’ın oto üreticileri vites yükseltiyor. Geçen hafta, Mumbai’nin Tata Motors’u büyük bir merakla beklenen ve reklamı çok yapılan Nano için sipariş almaya başladı. 2000 dolara satılan, beş koltuklu, klimalı, benzinle çalışan araç 67mpg yapıyor ve dünyanın en ucuz arabası kabul ediliyor. Düşük fiyatı ve yüksek kullanım/mesafesi nedeniyle uzmanlar arabanın dünya çapında çok satmasını bekliyorlar. Ayrıca Detroitr elektrikli araçlar ve hibridler yaratmaya çalışırken Hindistan şimdiden dünyanın en çok satan elektrikli aracı Reva’nın üreticisi.
Reva’nın tanıtımı Nano kadar güçlü olmadı, ama Bangalore şirketi 2001 yılından beri satılan 3000 aracın Asya ve Güney Amerika’da gelişmekte olan ülkelerde 34 milyon milden fazla yol yaptığını söylüyor. Yaklaşık 2.5 metre uzunluğunda, iki kapılı, garip görünümlü, hatchback bu araba Kristin Scott Thomas ve Jade Jagger gibi yeşilci ünlülerin favorisi haline geldiği Avrupa’da da ilgi görmeye başladı. Reva’nın temel modeli vergiler ve diğer giderler hariç 6000 dolara satılıyor. Haziranda piyasa sürülecek olan yeni versiyon Reva L-ion ise etkin lityum-iyon bataryaları ve tavandaki solar paneli ile daha donanımlı. Fiyatı ise 14.500 dolar. Vergiler, nakliye bedelleri ve Hindistan’ın dışında fiyatı yükseltecek olan diğer giderlerle birlikte Reva yine de Detroit’in gelecek yılın sonunda satışa sürülmesi planlanan Chevrolet Volt’ünden (taban satış fiyatı 40 bin dolar) çok daha ucuza satılacak.
Şunu net olarak belirtmek gerek: Reva, Toyota, Tata ya da bir bocalama dönemi geçiren GM gibi şirketleri tehdit edecek gibi görünmüyor; ama aynı zamanda otomotiv sektörü içinde parlak bir nokta. Şirket geçen yıl yaklaşık 500 araba sattı, ama bu yıl bu sayıyı üç katına çıkarma yolunda. Ayrıca, yaşanan küresel ekonomik durgunluğa karşın, Bangalore’de yılda 30 bin araba üretebilecek son model bir fabrikayı tamamlamak üzere. Buna karşılık Tata ilk yılında yaklaşık 250 bin Nano üretmeyi planlıyor. Ancak Volt, Priusi hatta Nano’nun aksine, Reva uzun yol aracı değil, daha çok küçük şehir arabası olarak tasarlanmış durumda. Arabanın mevcut veriyonu, REVAi, saatte 80km’lik bir üst sınıra sahip ve sekiz saatte şarj olabilen pilleriyle 80km yol yapabiliyor. L-ion modeli 6 saatlik şarj süresi ile 120km yol yapabilecek.
Bir türlü kontrol altına alınamayan finansal krizin dünyayı hem ekonomik hem politik anlamda nasıl etkileyeceği bir muamma. Mayıs ayında çıkardığı “The Post-American World” (Amerika Sonrası Dünya) kitabıyla adeta bugün yaşanan yeni sistem arayışlarını öngören ve bu kriz karşısında yetersiz kalmakla eleştirilen ABD’nin çıkış yolunu araştıran Fareed Zakaria ile Semin Gümüşel görüştü. Önemli bölümler.
Küresel ekonomik krizi önceden öngörmesiyle tanınan Roubini Global Economics (RGE) Monitor adlı kuruluşun başkanı ve New York Üniversitesi Ekonomi Profesörü Nouriel Roubini, Yapı Kredi Private Banking’in davetlisi olarak Türkiye’ye geldi. Newsweek’ten Metin Under ve Melis Özpınar dünya ve Türkiye ekonomisini nelerin beklediğini “kriz kahinine” sordu. Özel röportajın tamamı…
- Newsweek: Neredeyse tüm ekonomistler 2009′un kayıp yıl olduğunda hemfikir. 2009′un beklendiği kadar kötü bir yıl olmama ihtimali hiç yok mu?
Roubini: Ben kötümser olmaya çalışmaktan ziyade gerçekçi olmaya çalışıyorum. 2009 için büyümede herhangi bir iyileşme görmüyorum. 2010′a gelince, ABD’den gelecek çok büyük bir para ve mali teşvik olacak. Fakat bu bile ancak bir ölçüde etkili olacak. Bunun nedeni mali sistemdeki sorunların onarılmasının 12 aydan uzun sürecek olması. Ve ne zaman ciddi bir bankacılık krizi olursa kredi sıkıntıları en azından ortalama birkaç sene sürer. Çünkü ABD’de iflas etmiş ya da borç batağında olan yüzlerce banka var. Bunların çözümü için zamana ve insana ihtiyaç var. Sadece ortaya para sürmek çözemez. Bu birinci sorun. İkinci sorun ise ABD’de mortgage, kredi kartı, eğitim borçlanmaları gibi nedenlerle iflas etmiş ya da borçla boğuşan pek çok insan var. Bunların sorunları tek hamlede çözülemez. 2010 ve 2011′in bunların kredi ve borç sıkıntılarıyla uğraşılarak ve bir şekilde birikim yapmaya çalışılarak geçirileceği hesaplanmalı. Bu yıllar dünyada ortalamanın altında büyüme yılları olacak.
- Dünyanın krizden önce gördüğü fiyatları tekrar yakalaması, mesela gayrimenkul fiyatlarının eski seviyesine gelmesi mümkün olur mu?
Sanmıyorum. Çünkü 120 senedir ABD’de evlerin gerçek fiyatları uzun vadede genellikle enflasyon artışlarıyla arttı. Bu trendin dışına pek çıkılmadı. 1996-2006 yılları arasındaysa fiyatlar bir anda iki katına çıktı. Bu tamamen bir balondu. Aynı balon, İngiltere, İrlanda, İspanya, Baltık ülkeleri gibi örneklerde de görüldü. Fransa, Yunanistan gibi ülkelerde balon olmasa da hileli bir artış oldu. Macaristan, Dubai, Türkiye gibi ülkelerde de olması gerekenin çok üstüne çıkıldı. Şu anda fiyatlar yüzde 50 düşmeli ki normal değerine ulaşabilsin. Ben normal seviyelerine geri döneceğine inanıyorum. Resesyonda fiyatlar düşüyor. Resesyon bitince fiyatlar tekrar yükselmeye başlayacak. Fakat bu aynı balon durumunu yaratmayacak. Artık konut fiyatlarında enflasyon artışının üstünde artış beklenmesi için bir neden yok.
Devamı »
Çin bu yıl kayda değer bir büyüme gerçekleştiren tek büyük ekonomi, çünkü ekonomi ders kitabında yazılı her kuralı düzenli olarak çiğniyor. Çin’de gerçek manada serbest piyasa yok. Devlet istatistikleri düzenliyor, borsaları manipüle ediyor, anahtar endüstrilerdeki fiyatları sabitliyor, stratejik endüstrileri tamamen elinde bulunduruyor, kritik banka havalelerinin söz konusu olduğu noktalarda Komünist Parti üyelerini istihdam ediyor ve onlara kime borç vermeleri ya da nereye yatırım yapmaları gerektiğini söylüyor. Aslında, Çin’in diğer beş büyük ekonomi kadar hızlı yavaşlamamasının nedeni, ekonomistlerin normal zamanlarda devlet müdahalesi diye küçümsediği yeteneğinde saklı. Bu sayede bankacılık sektöründeki yabancı yatırım sınırlandırıldı ve küresel kredi krizinin temelini oluşturan tuhaf finansal buluşlardan uzak duruldu.
Peki, nasıl oluyor da Çin malı ‘komuta kapitalizmi’ işe yarıyor? Bu soru, devleti bütünüyle budala, piyasayı ise doğuştan dahi olarak görmeye eğilimli ekonomistlerin kafasını uzun zamandır meşgul ediyor. Şimdi ABD ve Avrupa’nın, bankaları ve otomobil endüstrisini kamulaştırarak ve finans endüstrisini ağır düzenlemelere zorlayarak devlet denetimine dönmesiyle birlikte bu soru yeniden ivedilik kazandı. Büyük ekonomiler arasındaki en yoksul ve en kaotik ekonomi olan Çin, belki de son 70 yılın en büyük küresel darboğazı olan bu krizi atlatabilmek için en iyi pozisyonu almış görünüyor.
Kriz zamanında Çin’in bürokratları tıpkı Batılı meslektaşları gibi piyasa araçlarından istediklerini seçebiliyor ve aynı zamanda komuta kapitalizminin cephaneliğinden de yararlanma imkânları var. Geçen yılın ilk aylarında emlak piyasası kızışmaya başladığında, bürokratlar bankacılara konut kredilerini kesmelerini emretti. Ardından ev satışları düşmeye başladığında, konut alımlarında vergi indirimi gibi pazar teşviklerini ileri sürdüler. Son haftalarda, devlet harcamalarını arttırmayı ve büyük faiz indirimlerini öngören 600 milyar dolarlık devasa paket de dâhil olmak üzere Batı’dakilere benzer kurtarma paketlerini yürürlüğe soktular. Ama aynı zamanda Batı’da uygunsuz “müdahaleler” olarak görülebilecek düzenlemeleri de uygulamaya koydular. Örneğin geçen hafta, çelik ve inşaat da dâhil olmak üzere devlet endüstrilerinden, hem yurtiçinde hem yurtdışında yatırımlarını çoğaltarak ekonomideki rollerini “etkin biçimde arttırmaları” istendi.
Ekonomide vatandaşların abone olduğu ama aslında yanlış bazı genel kanılar vardır. Geçmişte bunlardan biri ile uğraşmıştım. Örneğin ekonomide durgunluk ve kriz olduğu zaman, gelir dağılımının bozulduğu düşünülür. Halbuki kriz ortamlarında (mesela 2001 yılında ülkemizde) tüm çok yüksek gelirli bankacı, borsacı ve ticaret erbabı büyük gelir kaybına uğrayınca, gelir dağılımını en çok bozan aşırı yüksek gelirler silinir ve gelir dağılımı, farklılıkların azalması nedeni ile düzelir. Tersine ekonomik büyüme yaşandığında, yukarıda sayılan türden yüksek gelirli zevatın kazançları artar ve bu nedenle de gelir dağılımı bozulur. Halbuki genel kanı bunun tersini düşünür; gariban işsiz kalır, gelir dağılımı bozulur der, ama sayılar tersini gösterir.
Devamı »
GAZETELERDE yazılarını okuduğumuz sağlıklı yaşam uzmanı hekimler, en sık “ne yemeliyim, ne yememeliyim” sorusuyla karşılaşıyor. Bu uzmanların, ne yemeliyim sorusuna verdikleri cevaplarda her zaman yer alan bir bitki var. Adı: Brokoli. Anlaşılan brokoli denen tatsız tuzsuz sebzenin, sağlık problemi ne olursa olsun herkese çok faydası var. Üstelik hiçbir yan etkisi de yok.
Kunta Kinte Derililer Başkan Olabiliyor mu?
1970′li yıllarda köyümüze elektriğin gelmesi ile birlikte televizyonun da geldiği dönemde “Kökler” dizisi diğer adı il “Kunta Kinte” dizisi ilgi ile arka planını anlamadan izlediğimiz ilk TV dizlerinden biriydi. Dizide Afrika’dan getirtilen siyah derili kölelerin zincire vurulmuş bedenlerine ABD’li toprak sahibi beyazlar tarafından yapılan işkence, zorla çalıştırılması ve iletişimlerinin sağlanmasına müsaade edilmemesi bizleri çok etkilemişti. İnsan derisinin ilk defa bu denli siyah olduğunu gördüğünü söyleyen kişileri hatırlıyorum. O zaman Afrikalılara zenci deniliyordu, İngiltere’de Afrikalı öğrencilerin zenci kelimesine çok tepkili olduğunu öğrendim. Afrikalı öğrenciler zenci demek yerine siyah derili insan denmesini benimsiyorlar. Öğrencilik yıllarımda da siyah derililer ile aynı ortamda kaldığımdan dolayı, onların beyazlar hakkında ne düşündüğünü çok daha iyi hissediyorum. Belçikalı bir gencin aynı koridorda bir Afrikalı ile aynı mutfağı paylaşmak istememesi veya ona benzer davranışlarda bulunmasının ufak çaplı tartışmaya neden olduğunu hatırlıyorum. Gerçekten siyah derililer ile beyaz derililer ile aralarında köleci ve kolonyal dönemden kalma renk farklılığı sorunu vardır ve bu psikolojik etki her zaman var olacaktır. Bu farklılık ilk defa 2008 ABD başkanlık seçiminde iyice kendisini hissettirdi. Belki beyazlar açısından değilse bile siyahların aynı cephede birleştiklerini görüyoruz.
ABD’deki kriz dip noktasını görmüştür. Ancak global yansımaları dünya ülkelerini uzun süreli etkileyecektir. ABD,AB,Japonya ve Çin Merkez bankalarının faiz indirimleri dünya ekonomisini daha da zora sokmuştur.Faiz indirimleri sonucu ABD,AB,Çin ve Japonya’da iç ekonomik canlılığın önünü açma yoluna gidilmiştir(Çin, Japonya ve AB hem global sermayenin borsaya yönelmesi hem de ithalatı azaltmak ve iç sanayiyi destekleme yoluna gitmiştir).Bununla birlikte bu ülkelerin diğer ülkelerden ithalatı azalacaktır. Gelişmekte ve gelişememiş ülkeler ile sanayisi tamamen ihracata dayalı ülkeler ABD pazarını kaybetme eğilimindedir.Bu aksiliği giderecek diğer Pazar AB’de kaybedilmeğe başlamıştır. Dolayısıyla, dünyada orta vadede bir devalüasyonlar krizi görmek mümkündür. Rakip ülkeler bu pazarlardan pay kapabilmek için zorunlu olarak devalüasyonlar yapmak zorunda kalacak, yüksek döviz kuru bu ülkelerde enflasyon ve durgunluğu artıracaktır. Dolayısıyla, dünyada bir kaos ortamı meydana gelebilecektir(Bu durumu önlemenin yolu dünyada tek bir merkez bankası ve tek bir para birimin oluşturulmasıdır).
Bu kriz dalgası Türkiye’yi de vuracaktır. Türkiye’nin dış ticarette en büyük ortağı AB’dir. Türkiye dış ticaretinin%96’ını bu ülke ile gerçekleştirmektedir. Dolayısıyla faiz indirimi kısa vadede AB’ne olan ihracatı azaltacak, rakip ülkeler tarafından yapılacak devalüasyonlar Türkiye’yi de devalüasyon yapmak zorunda bırakacaktır. Global sermaye kendi anavatanlarına dönme yolundadır. Şu anda bu sermayenin sahipleri riskten uzak durmağa çalışmaktadırlar. Dolayısıyla, reel sektördeki kriz dışarıya sermaye transferini gündeme getirecektir. Şu an için döviz ihtiyacı yoktur. Ancak, dövizde talep artışından dolayı yükselme meydana gelecektir. Bu noktada, devalüasyon ya piyasa tarafından ya da piyasa yapıcılar tarafından gerçekleştirilecektir. Sermaye çıkışı ve artan döviz fiyatlarının sonucu iç kriz mevduat sahiplerinin bankalardan para çekmelerine sebep olabilecektir.Artan maliyetler sonucu satınalma gücünün azalması tüketici kredilerinin geri dönüşümüne olanak sağlamayacaktır.Şu an zaten bankacılık sektöründeki geri dönüşü olmayan kredilere ek olarak bu kredilerin geri dönmemesi finansal krizi ortaya çıkaracaktır. Reel sektördeki kriz finansal krizi ortaya çıkaracaktır. Dolayısıyla, klasik finansal krizlerin reel krizleri etkilediği bir krizin tersi durum ortaya çıkacaktır. Bundan dolayı, yatırımcıların döviz ve altın piyasasında rol alması menfaatleri açısından olumludur. Borsada yatırım yapacak yatırımcıların Türkiye’de krizin dip noktasına geldiğinde pozisyon almaları gerekmektedir.
Türkiye krizi atlatabilir. Veyahut krizin gelmesini önleyebilir. Bunun için, hükümetin ithal mallarda düşük döviz kuru uygulaması veya hammadde ithalatında maliyetin bir kısmını yüklenmesi gerekmektedir. Bu durumda, hem ihracat sektörü hem de iç piyasa sektörü krizden uzak bir gelişme gösterecektir. Dolayısıyla, Global kriz Türkiye’yi etkilemeyecektir.