Bankacılar ekonomistlere karşı (www.newsweekturkiye.com)
Küresel ekonomik çöküşte kim daha suçlu?
Hangi meslek gurubu, küresel kredi piyasasının çöküşü ve bunun sonucunda milyarlarca doların geri çekilmesi konusunda daha fazla suçlanası? Bankacılar mı yoksa ekonomistler mi?
Bu bir tuzak soru değil.
Şimdiye kadar suçlamaların büyük bölümü bankacılara yönelikti. Evet, şirketini mahvetmeyen birkaç sağlam bankacı var. Ancak ünlü bankacıların pek çoğu başarısız oldu. Ve onların başarısızlıkları her gün Wall Street Journal’ın sayfalarında çarşaf çarşaf ilan ediliyor. Bu kişiler Meclis’in önüne çıkarıldılar, görevden alındılar ya da kovuldular, büyük servetler kaybettiler ve popülist öfkenin hedefleri haline geldiler. Ortak bir uzlaşma ile bankacılar (bu terimi kullanırken finansal hizmetler sektöründe görece yüksek düzeylerde çalışan kişileri kastediyorum) büyük darbe aldılar.
Ancak ekonomistlerin kayda değer destekleri olmasaydı, bankacılar Dilsiz Para bozgununu yaratamazdı. İktisat biliminin hükümette, akademik ortamlarda, iş çevrelerinde ve Wall Street şirketlerinden çalışan icraatçıları, geçen on yılın çılgınlığının büyük bölümüne ilişkin entelektüel veri ve gerekçeler sundular. Yol boyunca her adımda Ucuz Para Devri yerini Dilsiz Para Devri’ne, sonra da Daha Dilsiz Para Devri’ne bırakırken, “doktorlar” alkışlara öncülük ettiler. İşler kötüleşmeye başlayınca, durumun ne kadar kötü hale gelebileceğini de kavrayamadılar. Şubat ayında, ekonomistlerin en feci hatalarının bazılarını yeniden düşündüm. ABD Merkez Bankası Sistemi’nin başkanı Alan Greenspan, geçen çeyrek yüzyılın en etkili ekonomistlerinden biriydi. Entelektüel meziyetleri saymakla bitmezdi. Ama görünen o ki entelektüel günahları da bir hayli fazlaymış. Greenspan kariyeri boyunca Kutsal Üçlü için didindi; yani düşük faiz oranları, piyasaları kısıtlayıcı şartların ortadan kaldırılması ve mali yenliliklerin piyasaları felaketlerden koruma yeteneğini kazanması. Ne demezsiniz! Düşük faiz oranlarının sürekliliği, menkul değerlerde ve türevlerinde spekülatif bir sefahate yol açtı. İnsanlara risk yönetimi konusunda yardımcı olması gereken araçlar, bunun yerine sistemik bir risk yarattı. Düzenlemelerin olmadığı, özgür ve açık piyasalar öyle kötü şişti ki büyük devlet müdahalelerine ihtiyaç duyuldu. Yaşanan felaket, Greenspan’ın oluşmasına yardımcı olduğu finansal faaliyet kurallarının bir sonucuydu, bir virüsün değil. (Greenspan’ın bir diğer marifeti: 2004 Şubat’ında borçlulara, faiz haddinin para piyasasındaki hareketlere göre dönemsel olarak ayarlandığı ipoteklerin insanların tasarruf etmelerine yardımcı olabileceğini söyledi; bunu tam kısa vadeli oranları artıracağı sırada yaptı.) Tek suçlu akademisyen ekonomist Greenspan değildi. Kredi balonu sırasında Greenspan’ın halefi ve diğer pek çok ünlü ekonomist, açıklarımız, başarısızlıklarımız ve hırsımız için entelektüel kılıflar geliştirdiler. Ben Bernanke, faiz oranlarının tehlikeli bir biçimde düşük olduğuna dair yorumları, önce deflasyonun da enflasyon kadar endişe verici olması halinde faiz oranlarının düşük olması gerektiğini, sonra düşük oranların küresel tasarruf fazlalılığından kaynaklandığını söyleyerek savuşturmaya çalıştı. Bear Steams’in baş ekonomisti David Malpass, herkesin hisse senetlerine ve evlere sahip olduğu bir zamanda son derece düşük ulusal tasarruf oranlarının kendisini rahatsız etmeyeceğini belirtti. Menkul değerler piyasasının yükselmesi, tasarrufların ağır işlevini üstlenecekti. Konut piyasasının hareketlenmesinin ardından, Ulusal Emlak Komisyoncuları Birliği’nin baş ekonomisti David Lereah, Amerikalıları sürekli ev satın almaya teşvik etti. Lereah, en azından bu on yılın sonunda evlerin değerinin artacağı vaadinde bulunuyordu.
Birçok ünlü ekonomistin bu hareketlenme sırasındaki performansı zayıftı; sonrasında daha da kötü olabilirdi. Topluca, -yine belirli istisnaları var- konut piyasasında 2006 yılında başlayan düşüşün ekonomi üzerinde olumsuz etkilerinin olabileceğini göremediler. (Greenspan 9 Ekim 2006 tarihinde, “Konut piyasası için en kötü dönem sona ermiş olabilir”) diyordu. Kasım 2007′de Bernanke risklerden kaynaklanan kayıpların “tahmini” 150 milyar dolar olduğunu öngördü. Ülkenin iki önemli ekonomisti, günlerini ekonomik veriler üzerinde çalışarak ve Merkez Bankası’nın içinden ve dışından profesyonel ekonomistlerle görüşerek geçirdikleri halde, kötü borçlandırma virüsünün risklerinin, konut piyasasının ve Amerika’nın sınırları dışına taştığı konusunda en küçük bir fikre sahipmiş gibi görünmüyordu.
Ekonomik tahminlerde bulunmak çok zordur. Ancak ekonomi bilimcileri, ekonomi durgunluğa ve ardından keskin bir düşüşe doğru kayarken tahmin yürütme konusunda topluca dehşet verici bir başarısızlığa imza attılar. Artık bildiğimiz durgunluk Aralık 2007′de başladı. Philadelphia Merkez Bankası tarafından, durgunluğun başlamak üzere olduğu 2007 4. çeyreğinde araştırmaya tabi tutulan blue-chip [güvenilir şirket] hisseleri tahmincileri, ekonominin 2008 yılında yüzde 2.5 büyüyeceğini ve 2008 yılı içinde her ay 100.000 iş artışı olacağını öne sürdüler. (Bunun yerine ekonomi 2008 yılı boyunca her ay iş kaybetti ve durma noktasına geldi). Ekonominin yıllık yüzde 6.3 oranında küçülmekte olduğu 2008 yılının 4. çeyreğinin ortasında, tahminlerini bu çeyrek için yüzde 0.7′lik büyümeden yıllık yüzde 2.9 hızla düşüşe çektiler. 2009 yılının ilk çeyreğinde işsizlik oranının yüzde 7 olacağını tahmin ettiler. 2009 Mart’ında bu oran yüzde 8.5′a çıkmıştı.
Açıkça görüldüğü gibi, ekonomik tahminciler doğru soruları sormuyor ya da doğru göstergelere bakmıyorlardı. Ekonomistler aynı zamanda bağlantılı oldukları özel sektör şirketlerine de her zaman yardım etmiyorlardı. Ulusal Ekonomik Araştırmalar Bürosu başkanı ve CEO’su, durgunluk görüşmelerinin resmi hakemi Martin Feldstein, yirmi yıl boyunca AIG’in yönetim kurulunda kaldı; 2008 yılında kurulun finans komitesindeydi; ayrıca düzenleme, muvafakat ve hukuk komitesinde de yer alıyordu; AIG en kötü çöküşleri bu alanlarda yaşadı. Efsanevi Wall Street ekonomisti Henry Kaufmann, Lehman Brothers iflas ettiğinde şirketin finans ve risk komitesindeydi.
Öyle görünüyor ki pek çok ekonomistin yonttuğu dünya görüşü (rasyonel aktörlerin ve şirketlerinin değerini koruma dürtüsüyle hareket eden şirket sahipleri/yöneticilerin bulunduğu bir verimli piyasalar sistemi), kredi balonu (ya da bir başka balon) sırasında yaşananları açıklamıyor. Birçok ekonomistin dayandığı teorilerin -burada yine çok kalın bir fırça kullanıyorum- modası geçmiştir ve bunların yerini klasik ekonominin yanı sıra sosyoloji, antropoloji ve psikolojiden de destek alan daha ilginç teoriler almaktadır. Şu anda hakimiyeti elinde bulunduran davranışsal ekonomistler, sergilenen irrasyonel davranışın kendilerini şaşırtmadığını söyleyeceklerdir.
Öyleyse başlangıçtaki sorumuza geri dönelim: Bankacılar mı, ekonomistler mi?
Bankacılar kesinlikle daha fazla maddi zarara uğradılar; kaybedecekleri çok daha fazla şey vardı. Ancak şöhret söz konusu olduğunda, durumun eşit olduğunu düşünüyorum. İki meslek grubunun çöküşe gösterdiği tepki arasında bir benzerlik vardı; görünüşe göre, ikisi de kendini sorgulamıyordu. Greenspan’ın tek söyleyebildiği, “teorilerinde bir kusur bulduğu” oldu.
(”Dilsiz Para: En Büyük Finansal Beyinler Ulusu Nasıl İflas Ettirdi” kitabından uyarlanmıştır.)

25 Mayıs 2009 - 2:24 am
güzel bir yazı tebrik ediorum.tespitleriniz çok yerinde.