Yazan: orpan | Tarih: 29 Temmuz 2008
Her yıl Ocak-Temmuz aylarında aynı senaryo tekrarlanıyor. Muhabirler mikrofon ellerinde sokaklarda ücretli çalışan arıyor.Uzatılan her mikrofona söylenenler yıllardır değişmiyor.Geçinemiyoruz, eskiden maaşlar daha iyiydi,kira bu kadar, enflasyon bu kadar, dört kişilik ailenin mutfak masrafı bu kadar hep aynı şikayetler hep aynı ajitasyon. Sanki özel sektörde çalışanlar kamudan daha fazla maaş alıyormuş gibi Devletin kısıtlı imkanları ile verdiği ücretten şikayetler.Oysa ayrıntılara girilse gerçekler hiç de kamuda çalışanların durumu ajite ettiği gibi değil.Eğer kolluk kuvvetlerinde görevli personeli bir kenara ayırırsak (çünkü onların riskleri ve pozisyonları çok farklı) 657 sayılı Kanuna tabi Genel İdari Hizmetler sınıfındaki personelin hizmetlerini ve ücretlerini irdeleyelim.
Bu sınıftaki personelin en büyük şikayeti ücretlerin düşüklüğü.Oysa eğer incelenirse hemen hemen tüm teşkilatların neredeyse aldıkları maaş kadar hatta kimilerinin maaşının birkaç katı mükellef mesaisi-ek ders ücreti-döner sermaye gibi bir çok kalemden ücret aldıkları ve bu ücretlerin de yapılan iş karşılığından çok bir nev’i kılıfına uydurulmuş sosyal yardım türevi ücretler olduğu anlaşılacaktır.Genelde memurların yarısından fazlasının karı-koca çalıştığı da dikkate alınırsa ülke şartlarında hane gelirinin özel sektöre göre hatırı sayılır bir meblağa ulaştığı görülecektir.
Devamı »
Yazan: orpan | Tarih: 14 Nisan 2008
Cumhuriyet tarihimizin hiç kuşku yok ki en trajik olaylarından biri Madımak Oteli yangını. Bu olaydaki zıt kutuplardan biri olan aydınlar ile diğer kutup olan muhafazakarların bugün aynı noktada buluşması ise yakın siyasi tarihimizin en dikkate değer çelişkilerinden birini oluşturuyor. Bu çelişkinin analizi ise bugün içinde bulunduğumuz siyasi ve ekonomik ortamın gerçeklerini sorgulamamızı sağlayabilir.
Şöyle ki; Bu kısa sürede ne oldu da düşman kardeşler dost oldular. İktidarın en stratejik silahlarının başında gelen muhafazakar medya ne oldu da bugünlerde toplumun dışladığı aydın tabir edilen şahsiyetleri konuk olarak baş tacı etmeye hatta bir adım ileri giderek yazar-konuk yazar-yorumcu olarak, son aşamada ise TMSF(tasarruf mevduatı sigorta fonu) ihaleleri ile ele geçirilen medya kuruluşlarında yönetici pozisyonunda istihdam etmeye başladılar. Yirmi yıl önce olsaydı eski siyasilerimiz bu durumu ‘‘dün dündür bugün bugündür’’ repliği ile izah edebilirlerdi. Ancak bugün durum hiç de öyle değil. Bu dönüşümün derinliklerine indikçe iktisat politikaları, küreselleşme, AB gibi gerçeklerin varlığını inkar edemeyiz.
Devamı »
Yazan: orpan | Tarih: 27 Şubat 2008
AB-Türkiye ilişkilerinin seyri tüm ekonomistler ve konuya ilgi duyan herkes için bir macera filminden çok, bir tarafta ezenin diğer tarafta ise direnenin başrol ynadığı,sonunun en azından bizim için mutlu bitmeyeceği belli olan Türk-Ecnebi ortak yapımı bir filme benzemeye başladı. Bu tespiti güçlendirmek için elimizdeki doneler yeterince güçlü ve somut.
1-AB’nin üçüncü ülkeler ile yaptığı Serbest Ticaret Anlaşmalarında bizim lokomotif sektörlerimizin (tekstil-otomotiv gibi) dikkate alınmaması, bu ürünlerin hem AB’ye ihracında hem de iç piyasada rekabet şartlarını olumsuz etkilemekte olup, Gümrük Birliğinden kaynaklanan bu handikaplara çözüm olabilecek aynı ülkeler ile Türkiye’nin de Serbest Ticaret Anlaşması imzalaması gibi çarelerin AB tarafından desteklenmemesi sonucu oluşacak haksız rekabetin yansımaları üretim ve istihdam azalması ile dış ticaret açığının büyümesi olarak fatura edilmektedir. Bu gidişata en güncel örneği tekstil sektörünün Türkiye’deki bazı yatırımlarını Mısır’a kaydırmasını verebiliriz.
2-Haziran 2007’de yürürlüğe giren ve AB içinde üretilen veya ithal edilen kimyasalları merkezi bir veri tabanına kaydettirilmesi şeklinde özetleyebileceğimiz REACH TÜZÜĞÜ’nün tetkikinde de Türkiye’nin AB dışı üretici konumunda gösterildiği görülecektir.Uygulama zaten AB içerisinde birçok soru işaretlerine sahip olmakla birlikte bizi asıl ilgilendiren, bu sektördeki küçük ve orta ölçekli ihracatçılarımıza ek maddi külfetler getirmesi ve ihraç ürünü kimyasal madde formülasyonlarının da AKA’ya (Avrupa Kimyasallar Ajansı) kaydı esnasında deşifre olmasıdır .Söz konusu tüzüğün ekonomik menfi etkilerinden çok teknolojik ve siyasi boyutunun önemi AB’nin ikili ilişkilerdeki samimiyetini sorgulamamızı gerektirmektedir.
Bu örnekleri çoğaltmak mümkün olup, gelinen noktada AB ile ilişkilerimizi tekrar gözden geçirerek bir anlamda swot analizi yapmak ve buna göre yeni stratejiler belirlemek bu maratonda bazı kazanımlar elde etmenin yollarını da açabilecektir. Gümrük Birliğinin teknik olarak tek tarafın çıkarları üzerine konumlandırılmasının ekonomiye olumsuz etkileri süreklilik gösterse de AB Müktesebatının 35 fasıl başlığından ekonomi ile doğrudan ilgisi bulunmayan konu başlıklarında üst düzey standartların hayata geçirilebilmesi ülkemiz için bu yolda kazanılan teselli ikramiyesi olacaktır.
Yazan: orpan | Tarih: 30 Ocak 2008
AB’ye tam üye olmadan Gümrük Birliğine dahil olmanın sancıları kamuoyunu yeterince meşgul ederken Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliğini otoriteye bağlayan 1/95 sayılı OKK’nın (Ortaklık Konseyi Kararı) en önemli başlıklarından olan kurumsal işbirliği kapsamında, vergi denetimini zaafiyete uğratan mevzuat reformlarının dayatılması bu ortaklığın ülkemiz lehine işlemediğinin en somut örneklerinden birini teşkil ediyor.
Bu bağlamda 19.01.2008 tarihli R.G.’de yayımlanan ve yayım tarihinden 6 ay sonra yürürlüğe girecek olan 60 seri nolu Gümrük Genel Tebliğine göre ithalatta en stratejik sektörlerin başında gelen antrepo işletmeciliğinde gümrüklerin denetim yetkisi özel sektöre yani gümrük müşavirlerine devrediliyor.Bu uygulama yüzeysel bakıldığında basit bir teknik düzenleme gibi görünse de böyle masum bir gerekçeyle izah edilemeyecek kadar ciddi, bir anlamda kurda kuzuyu teslim etmekle eşdeğer bir düzenleme.Tebliğin kısaca meali, antrepo işletmeciliği yapan şirketler yurtdışından gelecek malların antrepoya giriş ve çıkış işlemleri ile stok kayıtlarının denetimini kendi belirleyecekleri yani işveren sıfatı ile görevlendirecekleri gümrük müşavirlerine yaptıracaklar ve suistimallerden kaynaklanan vergi kayıplarından müteselsilen sorumlu olacaklar.Bu uygulamanın öncelikle ithal edilen mal miktarında kayıt dışılığa yol açacağı, akabinde kaçakçılık fiillerini arttıracağı ve bunun sonucunda gümrük vergi gelirlerinde hatırı sayılır bir kayba yol açacağını bilmek için kahin olmaya gerek olmadığı açık.
Devamı »