Yazan: e-konomist | Tarih: 28 Ocak 2008
YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, “üniversiteler bedava, bu dünyanın hiçbir yerinde görülmemiştir” veciz sözüyle bir cümlede iki yanlış birden yapma başarısını gösterdikten hemen sonra, Murat Belge, Baskın Oran ve Taha Akyol gibi “özgürlükçü” yazarlar, düşünmeden aynı yanlışı tekrar etmekte gecikmediler. Hatta öyle ki, kimisi “bedavacılığın bozulması gereken bir ezber olduğunu” (B. Oran), kimisi “parasız üniversite istemenin etik bir sorun teşkil ettiğini” (M. Belge), bir başkası da “bilimin ticarileştirilmesi gerektiğini ve paralı üniversitenin fırsat eşitliği yaratacağını” (T. Akyol) dillendirdi. Elbette ki bu “özgürlükçü” yazarlar, savunduklarının, sınıfsal gerçekliği gözardı eden kerameti kendinden menkul bireyci bir demokrasi kurgusu ile piyasa faşizmini uzlaştırmaya hizmet edeceğinden bihaberdirler. Böyle düşünen birisi için, “bedava üniversite istemek” etik olmayacak, ama bölüşüm sorununun adını bile ağzına almamak bırakalım “etik” olup olmamayı, bir sorun olarak bile görülmeyecek. Kaldı ki asıl ezber, üniversitelerin “bedava” olduğu üzerinedir ve mutlaka bozulması gerekir.
Bütün dünya mı?
Devamı »
Yazan: e-konomist | Tarih: 14 Ocak 2008
YÖK’ün başına yeni birinin atanmasıyla, o noktada önemli bir gerilim potansiyeli oluştu. Henüz büyük bir ‘harekât’ başlamadı, ama bu bence bir ‘bekleyiş’ işareti. Başkan daha belirgin adımlar atınca, tepkileri de gelecektir. Aslında, daha ‘bismillah’ derken ‘tape’e de yakalanan yeni başkan, ‘açık vermedi’ değil, ama herhalde hazırlık daha büyük olaylar için, dolayısıyla bu ilk ‘el ense’ durumlarında fazla gürültü çıkmadı.
Geçenlerde yeni YÖK Başkanı yükseköğretimin paralı olması gerektiğini söyledi ve bu sözüyle de hemen tepki çekti. Bu, öteden beri, benim de kafamı kurcalayan bir konudur. Türkiye, daha Türkiye olmadığı zamanlardan beri, her şeyi devletinin yaptığı bir toplum ve böyle olmaya iyice alışmış.
Bu gelenek içinde her basamağıyla eğitimi de devletin yaptırması, işin masrafını da üstlenmesi çok normal görünüyor.
Devamı »
Yazan: e-konomist | Tarih: 6 Ocak 2008
EVRİM GEÇİRMİŞ KAPİTÜLASYONLAR
ÇUŞ’lerin günümüz iktidarının desteği ile Gümrük Birliği-Küreselleşme-Serbest Piyasa Ekonomisi gibi argümanların popülaritesini de yelkenlerini şişiren bir rüzgar gibi kullanarak altın çağını yaşaması bize Osmanlı zamanındaki kapitülasyonların modern versiyonunu anımsatmakta olup, dünyadaki uluslararası ticaretin %70’inin ÇUŞ’ler kanalı ile gerçekleştiğini düşünürsek ortaya çıkan tabloya şaşırmamak gerekir. Mal sirkülasyonunda ÇUŞ’lerin etkinliğini dikkate almak ekonomik kalkınmanın dikkate değer prensiplerinden biri haline geldiği bu süreçte gelişmekte olan ve teknolojiye yatırım yapmak isteyen ülkelerin, kendi öz kaynaklarını korumaları ayrıca bu şirketlerin kar transferleri ile vergi gelirlerini aşındırmalarına engel olmaları zaruret halini almıştır.
Devamı »
Yazan: e-konomist | Tarih: 3 Ocak 2008
Normalde yılbaşı sonrası piyasalar epeyi sakin olur. Ama 2008 özel bir yıl olacağa benziyor ve işler bu sefer biraz değişik.
Bizce piyasalar 2008 yılına normalin çok üstünde bir ivme ile başlayacak. Sert aşağı ve yukarı hareketler görmemiz olasılığı normalin epeyi üstünde. Yüksek volatiliteye hazır olmak gerekiyor.
Önümüzdeki günlerin ivmesini belirleyecek üç kritik faktör var.
Devamı »
Yazan: e-konomist | Tarih: 9 Aralık 2007
“BANKACILIK, serbest piyasa dinamiklerine bırakılamayacak kadar nazik bir sektördür.”Bu lafı ben değil, serbest piyasa ekonomisinin en büyük savunucularından Milton Friedman etmiş. Bu yargının ardında birbiriyle iç içe geçmiş birkaç neden var.Birinci neden: Bankalarla müşterileriler arasında bilgi asimetrisi vardır. Bankalar müşterilerini çok iyi tanıyabilirler, ama müşteriler bankalarını o denli iyi tanıyamazlar. Müşterilerin bankaları hakkında tam bilgi sahibi olmaları maliyetli bir süreçtir.
İkinci neden: Bankaların batması, bankaları hakkında çok fazla bilgisi olmayan mevduat müşterilerinin de kaybı anlamına gelir. Bu haliyle bankalar normal ticari şirketlerden farklıdır. Şirketler battığında, kredi veren bankalar da zarar görürler. Ama, bankalar kredi verirken aldıkları riskleri ölçebilecek durumdadırlar. Mevduat müşterileri için aynı şeyi söyleyemeyiz.
Devamı »
Yazan: e-konomist | Tarih: 25 Ekim 2007
İrfan Kalaycı, CBT, S.1057, 22.06.2007
Fakülte… Firma… Fabrika… Üç sözcük de yabancı dilden. Fakat üçünün de çağdaş bir ekonomi için birbirini değişik açılardan tamamladıklarını ve birbirlerine pozitif dışsallıklar sağladıklarını düşünürsek onlara asla yabancı kalamayız. Hele, Sn. Orhan Bursalı’nın CBT’deki başyazısını (01.06.07) okuduktan sonra… Yazının başlığı olan “Dekanlık bir proje olabilir mi?” sorusu, epey zor/lama bir soruya benziyor. Bunun yerine “Fakülte projeci olabilir mi / bir fakültenin projesi ne olmalıdır?” diye sorarak, dekanlığı da kapsayan daha geniş ve bütünlükçü bir yaklaşım sergilenebilir. Devamı »
Yazan: e-konomist | Tarih: 25 Ekim 2007
Hugh McCulloch
Aralık 1863′de Hugh McCulloclı, o zamanki Para Otoritesi (Comptroller of the Currency) daha sonra Hazine Sekreteri, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ulusal bankalara yolladığı bir mektupta tüm basiretli bankacıların izlemesine gerek gördüğü bazı prensipleri belirlemiştir. Aşağıdaki metin bu mektuptan alınan bazı paragrafları içermektedir. Buradaki öğütler 1863 de olduğu gibi günümüzde de güncelliğini korumaktadır. Devamı »
Yazan: e-konomist | Tarih: 25 Ekim 2007
Yaman Törüner Milliyet 31.03.2007
A.Y. isimli okurum, Türkiye’deki ilaç ticaretiyle ilgili gerçekleri göz önüne seren bir ileti gönderdi. Çok ilginç noktalara değinen ve ses getireceğine inandığım ileti biraz kısaltılmış haliyle şöyle:
“Beş yıldır, çeşitli ilaç firmalarında tıbbi satış mümessili olarak çalışıyorum. Beş yıldır öğrendiğim tek gerçek, ilaç satmak için her yolun mubah olduğudur. Sağlık sektörünün gerçeği, yatırım yapmadan hiçbir hekime ilaç yazdırılamadığıdır. İlaç firmaları pahalı ve muadilsiz ürünleri için hekimlerle kutu başı anlaşmalar yaparlar. Devamı »
Yazan: e-konomist | Tarih: 25 Ekim 2007
Ebru Gül Yılmaz
NÜFUSUN % 7,5’İ, ÇALIŞAN NÜFUSUN % 24’Ü TÜKETİCİ KREDİSİ KULLANIYOR!
2005 yılında faizlerinin düşüyle birlikte bankacılık sektörünün gözdesi haline gelen otomobil, konut ve ihtiyaç kredileri aynı yılın mayıs ayında ağırlıklı olarak yabancı sermaye çıkışı sebebiyle faizlerin artmasına paralel olarak düşüş trendine girmişti.
Mayıs sonrası düşüş terndine rağmen 2005 yılında yakalanan ivme ile Aralık 2006 itibarıyla tüketici kredileri toplamı 45 Milyar YTL’ye ulaşmıştır. Bunun 48 %’ini konut, 14 %’ünü oto, 38 % ini ise ihtiyaç kredileri oluşturmaktadır. Devamı »
Yazan: e-konomist | Tarih: 25 Ekim 2007
Murat Çokgezen Ticaret Gazetesi Ekim 2006
Larry Page ve Sergey Brin isimli iki doktora öğrencisi 1996 yılında bir araştırma projesi yapmaya başladılar. Araştırmada web siteleri arasındaki ilişkileri analiz eden bir arama motorunun o dönem mevcut olan ve sonuçları aranan kelimenin web sitesinde yer alma sayısına göre sıralayan arama motorlarından daha iyi sonuçlar vereceğini ileri sürmekteydiler. Bu sisteme göre çalışan ilk arama motoru öğrencisi oldukları Stanford Üniversitesi’nde kullanılmaya başlandı. 1998 yılında da yasal bir şirket haline dönüştüler. Şirket merkezi bir arkadaşlarının garajıydı. Şirketi adı olan Google, 10100 anlamına gelen ‘googol’ un hatalı yazımından türetilmişti. Devamı »