e-konomist.net

e-konomist
Türkiye İktisatçılar SıralamasıArşivİletişimRSSGiriş yapKayıt ol

Amerika’nın en yanlış anlaşılan adamı, www.newsweekturkiye.com

Amerika’nın en yanlış anlaşılan adamı
Joseph Stiglitz küresel ekonomik krizin yaklaştığını önceden gördü. Öyleyse, kendi ülkesinde Stiglitz’e niye hiç saygı duyulmuyor?
Bir nisan sabahı cep telefonu çalmaya başladığında, Anya Stiglitz Central Park’ta pilates dersinin tam ortasındaydı. Ekranda görünen numara “202″ idi. Anya telefonun Beyaz Saray’dan geldiğini anladı. Larry Summers’ın bir yardımcısı telefonun öbür ucundaydı ve Anya’nın Nobel ödüllü ekonomist kocası Joseph Stiglitz’e ulaşmaya çalışıyordu. Anya, “Aradığınızı Joe’ya söylerim” dedikten sonra karın bölgesini çalıştırmaya devam etti. Çok önemli bir şey değildir diye düşündü. İnsanlar Joe ile konuşmak istediklerinde sıklıkla onu arıyordu, çünkü her ne kadar Joe küresel ekonominin işleyişi üzerine 40 yıldır çalışıyorsa da, cep telefonundaki sesli mesajın nasıl çalıştığını pek anlayabilmiş değildi. O yüzden Joe’nun telesekreterinde Anya’nın sesinden “Joe mesajlarını dinlemez; onunla konuşmak istiyorsanız, aramaya devam edin” mesajı var.

 

Anya, Obama’nın ekonomi başdanışmanı Summers’ın muhtemelen Joe’nun The New York Times’da çıkan son yazısı hakkında serzenişte bulunmak için aradığını düşündü. Egoları birbirine denk bu iki büyük aydın, aslında ekonomist olarak da birbirlerini pek beğenmez. Stiglitz’in dostu ve Columbia Üniversitesi’nden mesai arkadaşı Bruce Greenwald “Birbirlerine saygı duyarlar, ama aynı zamanda birbirlerinden şiddetle nefret ederler” diyor. (Summers, Newsweek’e yaptığı açıklamada “Ekonomi üzerine düşünen biri olması itibarıyla Joe’ya büyük bir hayranlığım var” dedi.) Stiglitz, Obama’nın ekonomi ekibinin mali krizi idare ediş biçimini hep kıyasıya eleştirdi. Ekonomiyi canlandırma paketinin etkili olamayacak kadar küçük olduğunu yazdı. Bu eleştiri artık herkes tarafından dillendiriliyor, öte yandan Obama pakete daha fazla para aktarmaya niyeti olmadığını açıkladı. Stiglitz ayrıca Obama yönetiminin kurtarma planının Wall Street’e verilmiş bir hediye olduğunu söyleyerek, planı bankaların yatırımcılarını ve bankalara borç verenleri kurtaran, ama vergi mükelleflerini kazıklayan bir “sahte kapitalizm” uygulaması olarak değerlendirdi. Anya “Larry’nin Joe’ya müthiş kızacağını düşündüm” diye anlatıyor o günü.

Ancak Summers’ın yardımcısı kısa bir süre sonra tekrar aradı ve bu kez durumun acil olduğunu söyledi. Profesör Stiglitz o akşam Başkan’ın ev sahipliğinde gerçekleşecek bir yemek için Washington’a gelebilir mi diye soruyordu. Anya, Summers’ın yardımcısını Joe’nun Columbia Ünivesitesi’ndeki ofisine yönlendirdi. Stiglitz daveti kabul etti ve erken saatteki bir trene atlayıp Washington’a gitti. Aslında biraz kırgındı. Princeton’dan Alan Blinder ve Harvard’dan Kenneth Rogoff gibi akademi dünyasının diğer saygın ekonomistleri önceki hafta yemeğe davet edilmişti. Bill Clinton döneminde Ekonomi Danışmanları Konseyi’nin başkanlığını yapan Stiglitz, daha 2007′de Barack Obama’nın adaylığına destek verdiğini açıklamıştı. Ancak o telefona kadar geçen dört ayda Beyaz Saray’dan kendisini arayan olmamıştı. Başkanın ekonomi konusunda farklı sesleri dinleme gayreti içindeyken bile Stiglitz sanki sonradan hatırlanıyordu. (Bir Beyaz Saray sözcüsü sadece, Başkan’ın Stiglitz’in de katılmasını arzu ettiğini söyledi.)

Stiglitz’in kaderi buydu. Çekişmelerin eksik olmadığı ekonomi dünyasında bile biraz aksi biri olarak biliniyordu. Nobel ödülü sahibi de olsa, Washington’da ekonomi eleştirmenlerinden sadece biri ve hatta her zaman pek de makbul sayılmayan biri olarak görülüyordu. Çok az Amerikalı Stiglitz’in ismini biliyor ve daha da azı bu hafif Mel Brooks’u andıran kısa boylu, tıknaz adamı tanır. Oysa Connecticut Üniversitesi’nin verilerine göre, Stiglitz dünyada ekonomistlerce en çok alıntı yapılan kişi. Yurt dışına gittiğinde Avrupa, Asya ve Latin Amerika’da bir süper star, bir kâhin gibi karşılanıyor. Daha önce Stiglitz’le yurt dışı gezilere çıkmış olan Senato Bankacılık Komisyonu’nun eski başekonomistlerinden Robert Johnson “Asya’da ona bir Tanrı gibi davranıyorlar. Sokaklarda insanlar yanına gelip konuşuyor” diyor.

Küresel ekonomik sistemin yoksulların aleyhine işlediğini iddia eden ve Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu’nun uygulamalarına karşı çıkan Stiglitz, Çin’de ve G20 ülkelerinde bir sürü hayran kazandı. Aynı zamanda 90′ların sonunda Asya’da yaşanan krizden yüksek riskli yatırım çılgınlığına kadar ekonomide büyük tahribat yaratan sermaye akışındaki dengesizliklere uzun vadeli çözüm öneren en önde gelen Amerikalı ekonomist. Pekin, Stiglitz’in dünya rezerv para birimi olarak ABD dolarının yerini alacak yeni bir küresel rezerv sistemi yaratma fikrini benimsemiş gibi.

Şangay’ın mali hizmetler dairesi başkanı Fang Xinghai, Çin Başbakanı Wen Jiabao’nun Stiglitz’in çalışmalarından, özellikle de “fakir insanların geçimlerini nasıl sağlayabileceği” konusundaki görüşlerinden etkilendiğini söylüyor. Stiglitz’in itibarı Avrupa’da da yüksek. Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy küreselleşmeyi yeniden düşünmek konulu bir konferansta Stiglitz’i övgüyle andı. Bu ayın başlarında Avrupa ve Güney Afrika’ya yaptığı yolculuk sırasında Stiglitz’e İngiltere Başbakanı Gordon Brown’ın ofisinden bir telefon geldi. Acaba dönüşünü Londra üzerinden yapıp Başbakan’ın Pittsburgh’daki G20 zirvesine hazırlanmasına yardım edebilir miydi?

Stiglitz belki de en çok, Ronald Reagan döneminden bu yana tüm dünyayı etkisi altına alan bir görüşe karşı, piyasaların kendi başlarına bırakıldıklarında düzgün işleyecekleri ve hükümetlerin işe karışmaması gerektiği görüşüne ısrarlı itirazlarıyla tanınıyor. Adam Smith’ten beri klasik ekonomik teoride serbest piyasa ekonomisinde, seyrek görünen istisnalar bir yana, kaynakların en verimli şekilde kullanıldığı kabul edilegeldi. Stiglitz ise bu görüşü çürütmek üzere son 30 yılda kompleks matematik modeller geliştiren bir ekonomi okulunun öncüsü. Stiglitz ve onunla aynı görüşü paylaşan ekonomistlere göre, yüksek riskli mortgage’larda yaşanan felaket sıkı hükümet denetimi olmadan piyasaların genellikle düzgün işlemeyeceğini göstermesi bakımından biçilmiş kaftandı. Stiglitz kendisine 2001′de Nobel ödülü kazandıran çalışmasında, ticari bir işlemde taraflarca eşit ölçüde paylaşılmayan “eksik” bilginin piyasaların altüst olmasına yol açabileceğini ve taraflardan birine haksız avantaj sağlayacağını gösteriyor. Yüksek riskli kredilerdeki akıl almaz durumun kaynağı mortgage kredisi veren ve Wall Street’te türev araç simsarlığı yapan kişiler gibi konu hakkında son derece bilgili insanlardı. Bu kişiler yüksek riskli mortgage destekli kağıtları satın alan küresel yatırımcılar gibi konu hakkında daha az bilgili kişilerin durumunu istismar ettiler. Stiglitz’in dediği gibi: “Küreselleşme, cehaletlerini sömürmek üzere yeni insanlar bulmak konusunda fırsatlar yarattı. Ve bu insanları bulduk da.”

Stiglitz için küçük adamın ve az gelişmiş ülkelerin penceresinden konuya bakabilmek doğal bir meziyet. Bir öğretmenin ve sigorta satış danışmanının oğlu olan Stiglitz’in çocukluğu, ABD’de iş hayatındaki en zorlu mücadelenin yaşandığı sanayi şehirlerinden biri olan Indiana eyaletindeki Gary şehrinde geçti. Kişiliğini şekillendiren de bu şehirde gözlemlediği toplumsal eşitsizlikler ve emek mücadelesi oldu. Stiglitz daha çocukken sistemimizdeki bir şeylerin yanlış olduğunu idrak ettiğini hatırlıyor. Orta sınıf pek çok Amerikan ailesi gibi Stiglitzler’in de Afrika kökenli bir hizmetçisi vardı. Kadın güneyliydi ve pek eğitim almamıştı. Stiglitz “Amerika’da neden hâlâ sadece ilkokul eğitimi alabilmiş insanlar var diye düşündüğümü hatırlıyorum” diyor.

Gary’deki gençlik yıllarının deneyimleri Stiglitz’e toplumsal duyarlılık kazandırdı -üniversite öğrencisiyken Martin Luther King’in “Bir rüyam var” konuşmasını yaptığı mitinge katıldı- ve bu duyarlılık onu piyasaların kendi başlarına bırakıldığında neden doğru işlemediğini araştırmaya yöneltti. Stiglitz, Massachusetts Institute of Technology’de öğrenciyken, Adam Smith’in “görünmez eli”nin insanları her zaman doğru davranışta bulunmaya yönlendirebilmiş olsaydı, Gary’de şahit olduğu ölçüde işsizlik ve sefaletin olmaması gerektiğini fark ettiğini söylüyor. 2001′de Nobel’i alırken yaptığı konuşmada “Bana öğretilen modellerle ilk gençlik yıllarımda gördüklerim arasındaki uyumsuzluk beni çok etkilemişti” diyecek, aynı konuşmasında, görünmez el diye bir şeyin “belki hiç var olmadığını” da söyleyecekti. Stiglitz’e göre çözüm, ideolojilerin ötesine geçip, kendisinin de taraftar olduğu piyasa ekonomisi ile devlet denetimi arasında bir denge kurmaktı.

Stiglitz yıllar boyunca bu piyasa fetişinin ekonomide geçen yılkine benzer bir küresel krize yol açacağı konusunda uyardı. 90′ların başında Ekonomi Danışmanları Konseyi üyesi olarak Stiglitz, gelişmekte olan ülkelere sermaye akışının önünün bu kadar hızlı açılmaması gerektiğini, çünkü bu piyasaların Wall Street’ten gelen sıcak parayı kaldırmaya hazır olmadığı görüşünü (sonuç elde edemese de) savundu. Yine aynı yıllarda, mali kurumlara ilişkin düzenlemeler içeren ve ticari bankacılığı yatırım bankacılığından ayıran Glass-Steagall Yasası’nın yürürlükten kaldırılmasına (sonuç alamasa da) karşı çıktı. En azından 1990′dan beri Stiglitz, piyasaların ve yetkililerin “kredi talebinde bulunanları izlemenin önemi hakkında” giderek özensiz bir davranış içine girip girmeyeceklerini sorgulayarak, mortgage’ları teminat altına almanın risklerinden bahsediyor. Malezyalı ekonomist Andrew Sheng “Sanırım, bu krizde Keynes’e en yakın duran Stiglitz” diyor.

20. yüzyılın önde gelen ekonomistinin, 1919′un sonlarında “Barışın Ekonomik Sonuçları” kitabını yayımladığında uluslararası üne kavuşan John Maynard Keynes olduğu söylenir. Kitabında, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’ya uygulanan acımasız yaptırımların siyasi bir felaketle sonuçlanacağı uyarısında bulunmuştu. Kimse dinlemedi. Keynes’in öngördüğü felaket İkinci Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla gerçekleşti. Stiglitz gibi Keynes de Beyaz Saray’da pek sevilmiyordu. Keynes de piyasaların kusurları olduğunu düşünüyordu: Büyük Buhran’a cevaben – hükümetin sağlıksız işleyen ekonomilere yardım etmek için büyük müdahalelerde bulunmasını salık veren- modern makroekonomiyi icat etti. Ancak Keynes’in biyografisini yazan Robert Skidelski’ye göre Roosvelt 1934′te Keynes’le yaptığı ilk görüşmeden sonra onu çok soyut ve entelektüel bulduğu için başından savdı. Keynes Roosvelt’in yeterli harcama yapmamasından endişe duyuyordu.

Stiglitz’i eleştirenlere göre -ki çok kalabalıklar- o kibirli bir eleştirmen. Kendisine katılan bazı aydınlar dahi, Stiglitz’in sorunların özü hakkında genelde doğru tespitler yapmasına karşın, hükümetin daha iyisini yapabileceği sonucunu hemen çıkarma eğiliminde olduğuna işaret ediyorlar. Harvard’lı ekonomist Rogoff, Stiglitz’in “büyük dâhilerden” biri olduğunu söylemesine rağmen, onu dayanılmaz derecede kibirli buluyor. Rogoff, Stiglitz’e yazdığı ve 2002′de yayımlanan bir mektubunda, ikisinin de Princeton’da ders verdiği ve Federal Merkez Bankası’nın (FED) eski başkanı Paul Volcker’ın yeniden göreve gelmesinin konuşulduğu bir dönemi hatırlatıyor. “Bana döndün ve ‘Ken, Volcker’la çalışmaya alışıksın. Söylesene, zeki biri mi gerçekten’ dedin. Ben ‘Muhtemelen 20. yüzyılın en iyi FED Başkanı’ dedim. Sen ise ‘Bizim kadar mı zeki’ diye yanıt verdin.” (Stiglitz bu lafını hatırlayamadığını ancak bunu Volcker’ın soyut düşünüp düşünmediğine istinaden kullanmış olabileceğini söyledi.)

Stiglitz’i savunanlar onun Washington’dan dışlanmasının olası sebeplerinden birini Summers’la arasındaki rekabete bağlıyor. Her ne kadar ikisi de Keynes fanatiği olsa da, Summers genelde piyasaların deregülasyonunu savunurken (en azından geçen yıla kadar böyleydi) Stiglitz kariyerini piyasalara güvenmemek üzerine kurdu. 90′ların başından beri, yani Summers kıdemli bir Hazine görevlisi olduğundan ve Stiglitz ise Ekonomi Danışmanları Kurulu’nda bulunduğundan bu yana, aralarında şiddetli siyasi tartışmalar çıkıyor. Bu tartışmalardan ilki Clinton yönetiminin Güney Kore gibi yükselen finans piyasalarını koz kullanarak dışarıya açma çabası üzerine çıktı. Stiglitz kötü düzenlenmiş üçüncü dünya ülkelerinin finans piyasalarını serbestleştirmenin kimseyi daha fazla zenginleştirmeyeceğini savunurken, Summers bu piyasaların Amerikan şirketlerine açılmasını istiyordu.

1990′ların sonuna doğru, Joseph Stiglitz Dünya Bankası’nın başekonomistiyken zamanın Hazine Bakanı Robert Rubin ve Hazine Bakanı Yardımcısı Summers’ın Asya’daki “bulaşıcı” finansal çöküşünü ele alış yöntemlerine karşı çıktığında ikilinin arası iyice açıldı. Dünya Bankası Başkanı James Wolfenson 1999′da Stiglitz’i bir kez daha atamayı reddedince, Stiglitz bu işin arkasında Summers’ın olduğuna ikna oldu. Summers bu iddiayı yalanlayıp aralarında bir rekabetin olmadığını ifade ediyor. Summers’ın yardımcısı Jason Furman şu aralar Summers’ın “Stiglitz’le çok konuştuğunu” söylüyor. Stiglitz’in yanıtıysa “çok”un abartılı olduğu yönünde; “Bir ya da iki kez konuşmuşuzdur” diyor.

Obama’nın ekibi Stiglitz’le zaman zaman temas kurmaya çalışsa da, Stiglitz hâlihazırda hükümetin finansal krizi ele alış şeklini hiç beğenmiyor. Batan büyük bankaları yeniden yapılandırmak veya küçük parçalara bölmek yerine, “Obama hükümeti ‘batmasına izin verilemeyecek kadar büyük’ anlayışının pekişmesine yol açtı” diyor Stiglitz. Washington’da kendisine pek fazla güven duyulmamasını imalı bir dille eleştiren Stiglitz, “İngiltere’de bu konular çok daha açık tartışılıyor” diye de ekliyor. Bu eleştiriye cevaben kıdemli bir Beyaz Saray yetkilisi, Obama hükümeti bugünlerde sık sık ekonomiye çok az değil, çok fazla müdahale ettiği için eleştiriliyor, dedi.

Öte yandan bir zamanlar Stiglitz’in himaye ettiği (ve Clinton’ın başkanlığında Stiglitz için çalışmış) Bütçe Ofisi Direktörü Peter Orszag’ın dediğine göre Obama, Stiglitz’in fikirlerinin bir kısmını benimsiyor. Örneğin Obama’nın sağlık hizmetleri reformu için yeni fikri, özel sektördeki sigortacılarla rekabet edebilecek güçte ve hükümetçe işletilen bir program oluşturmak. Orszag, “Sağlık hizmetlerinin karşılanmasında bütünüyle piyasalara meyledilmesini salık veren bir entelektüel paradigma mevcut” diyor. “Joe’nun bakış açısıyla bunun arasında önemli farklar var. Bu, bizi bir karışıma ihtiyacımız olduğu fikrine götürdü. Burada da hükümet önemli bir rol üstleniyor.”

Bugün Kolombiya Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalışan Stiglitz’e zaman zaman itibar ediliyor da. Ama bu genellikle Pennsylvania Caddesi’nin diğer ucunda Kongre’de görüş bildirdiğinde oluyor. Her ne kadar hükümette yeniden görev almak için büyük bir istek duymasa da, arkadaşları onun yine de geçen sonbaharda Obama’dan bir teklif gelmemesiyle hayal kırıklığına uğradığını söylüyor.

Beklendiği üzere Stiglitz eski rakibinin bu işin arkasında olduğunu düşünse de Summers bunu yalanlıyor. Stiglitz’in Manhattan’ın üst batı yakasındaki ferah evinde bu davetin neden son dakikada geldiğine ilişkin birkaç teori dolaşıyor. Teorilerden biri Obama’nın o hafta The New York Times’da çevrimiçi olarak yayınlanan bir mülâkatında Stiglitz’i sözüne kulak verdiği eleştirmenlerden biri olarak sayması; bu durumda Stiglitz’in davet edilmemesi garip olurdu. Ayrıca fırında rosto ve Michelle Obama’nın yetiştirdiği marulların ikram edildiği yemekle gururu okşanan Stiglitz, yine de bir miktar şikayetçi. Ona göre muhaliflerin bir araya getirildiği bu tip nadir bir yemek başkanla politika üretmek için pek iyi bir yol değil. Stiglitz “En zor konuların ve yargıların bir kısmı, birçok konunun tartışıldığı bir buçuk saatlik bir yemekte sonuca bağlanamaz,” diyor. O Washington’da pek saygı görmeyen bir kâhin olabilir, ama kendisi kehanette bulunmaya kararlı gibi görünüyor.

Yazan: Murat Çokgezen | Tarih: 2 Ağustos 2009 | RSS | Geri bildirim | Yorum yap

WidgetBucks - Trend Watch - WidgetBucks.com

Yorum yapın




porno
e-konomist.net e-konomist
porno travesti escort bayan