AB’ye Aday En Kötü Senaryo-TÜRKİYE (Çağatay HALAÇ)
AB-Türkiye ilişkilerinin seyri tüm ekonomistler ve konuya ilgi duyan herkes için bir macera filminden çok, bir tarafta ezenin diğer tarafta ise direnenin başrol ynadığı,sonunun en azından bizim için mutlu bitmeyeceği belli olan Türk-Ecnebi ortak yapımı bir filme benzemeye başladı. Bu tespiti güçlendirmek için elimizdeki doneler yeterince güçlü ve somut.
1-AB’nin üçüncü ülkeler ile yaptığı Serbest Ticaret Anlaşmalarında bizim lokomotif sektörlerimizin (tekstil-otomotiv gibi) dikkate alınmaması, bu ürünlerin hem AB’ye ihracında hem de iç piyasada rekabet şartlarını olumsuz etkilemekte olup, Gümrük Birliğinden kaynaklanan bu handikaplara çözüm olabilecek aynı ülkeler ile Türkiye’nin de Serbest Ticaret Anlaşması imzalaması gibi çarelerin AB tarafından desteklenmemesi sonucu oluşacak haksız rekabetin yansımaları üretim ve istihdam azalması ile dış ticaret açığının büyümesi olarak fatura edilmektedir. Bu gidişata en güncel örneği tekstil sektörünün Türkiye’deki bazı yatırımlarını Mısır’a kaydırmasını verebiliriz.
2-Haziran 2007’de yürürlüğe giren ve AB içinde üretilen veya ithal edilen kimyasalları merkezi bir veri tabanına kaydettirilmesi şeklinde özetleyebileceğimiz REACH TÜZÜĞÜ’nün tetkikinde de Türkiye’nin AB dışı üretici konumunda gösterildiği görülecektir.Uygulama zaten AB içerisinde birçok soru işaretlerine sahip olmakla birlikte bizi asıl ilgilendiren, bu sektördeki küçük ve orta ölçekli ihracatçılarımıza ek maddi külfetler getirmesi ve ihraç ürünü kimyasal madde formülasyonlarının da AKA’ya (Avrupa Kimyasallar Ajansı) kaydı esnasında deşifre olmasıdır .Söz konusu tüzüğün ekonomik menfi etkilerinden çok teknolojik ve siyasi boyutunun önemi AB’nin ikili ilişkilerdeki samimiyetini sorgulamamızı gerektirmektedir.
Bu örnekleri çoğaltmak mümkün olup, gelinen noktada AB ile ilişkilerimizi tekrar gözden geçirerek bir anlamda swot analizi yapmak ve buna göre yeni stratejiler belirlemek bu maratonda bazı kazanımlar elde etmenin yollarını da açabilecektir. Gümrük Birliğinin teknik olarak tek tarafın çıkarları üzerine konumlandırılmasının ekonomiye olumsuz etkileri süreklilik gösterse de AB Müktesebatının 35 fasıl başlığından ekonomi ile doğrudan ilgisi bulunmayan konu başlıklarında üst düzey standartların hayata geçirilebilmesi ülkemiz için bu yolda kazanılan teselli ikramiyesi olacaktır.