Yazan: e-konomist | Tarih: 25 Kasım 2007
Türkiye ekonomisinin son elli yılında büyük dönüşümlerin yaşandığı çok açıktır. Örneğin 1980 sonrasında dışa açılma, 1996’da AB ile Gümrük Birliği, turizm, otomotiv, gayrimenkul sektöründeki atılımlar derhal akla gelenlerdir.
Bugüne daha yaklaşınca, 2001 krizi sonrasında büyümenin hızlanması, mali disiplinin kararlı şekilde sürdürülmesi, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının patlaması kesinlikle başarı işaretleridir.Buna karşılık yakın tarihin herhangi bir dönemi için Türkiye ekonomisine “istikrarlı” demek mümkün değildir. Tersine, tekil göstergelerin en parlak çıktığı günlerde bile resmin tümüne istikrarsızlık hakimdir. İstikrar istisnadır, kısmidir ve geçicidir. Nitekim ekonomi söylemi de sözcüğe yabancıdır.Teoride istikrarİktisat öğrencilerinin iyi bildiği bir örnekle başlayalım. Yarım küre şeklinde sabit bir kabın içine bir bilye atalım. Nereden ve nasıl attığımıza bağlı olarak bilye bir süre dolanır. Eninde sonunda kabın en alt noktasında duraklar.
Aynı deneyi tekrarlayalım. Kap sabit kaldığı sürece bilyenin hareketi hep aynı noktada sonuçlanır. Sonra kabı biraz sallayalım ama aynı yerde sabitleyelim. Harekete geçen bilye yine aynı noktayı bulur.
Şimdi kabı kıvrık kısmı yukarı gelecek şekilde ters çevirelim. Elimizde bir kubbe vardır. Bilyeyi her bıraktığımızda kabın dışında başka bir yere düşer. Diyelim ki zar zor bilyeyi kubbenin tepesine oturttuk. Kubbe sallanınca bilye yine düşer.
Devamı »
Yazan: Murat Çokgezen | Tarih: 21 Kasım 2007
14. 10. 2007 tarihli Hürriyet gazetesinin İnsan Kaynakları ekindeki bir haber ilgimi çekti. Haberde 4857 sayılı iş kanunun 18-21’inci maddelerine ilişkin bir değerlendirme var. Bu maddeler işten çıkarmaların belirli bir gerekçeye dayandırılmasını ve işten çıkarmada uygulanacak prosedürleri belirliyorlar. Özellikle, 18. madde ‘otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır’ diyor. Eğer mahkemeler işçinin çıkartılma gerekçesini uygun bulmazsa işveren ya işçiyi işe geri almak ya da tazminat ödemek zorunda. Yazıdan anlaşılana göre bu sınıflamaya giren işletmelerde çalışanlar işten çıkartıldıklarında ‘işten çıkartılma gerekçenin uygun olmadığı’ ya da ‘uygun tebligat yapılmadığı’ gerekçesiyle dava açıyorlar. Mahkemeler genellikle işçi lehine karar veriyor ama işveren çıkarttığı işçiyi tekrar işe almak istemediği için tazminat ödemek zorunda kalıyormuş. Sonuçta bu maddeler işten çıkartılanların patrondan tazminat kopartmasının bir aracı haline dönüşmüş.
Çalışanların haklarını koruyan yasalara genel olarak kamuoyu olumlu yaklaşıyor. İş güvencesi, yüksek ücret, sosyal güvenlik gibi kavramlar kulağa hoş geliyor. Ancak bunlar hukuk zorlamasıyla sağlanınca olumsuz sonuçlar doğuruyor. Zaten patron akıllı ise, kendisine olumlu katkı yapan işçisini hiçbir zaman işten çıkartmaz. Hatta işten çıkacak diye korkar ve kaçmasın diye ona en iyi şartları sunmaya çalışır. Eğer akıllı değil ise işçisini kaçırır ya da işten kovar ama sonuçta bundan işçi değil patron zararlı çıkar.
Devamı »
Yazan: Murat Çokgezen | Tarih: 19 Kasım 2007
ULUSLARARASI SERMAYE HAREKETLERİ VE GELİŞMEKTE OLAN PİYASALAR SEMPOZYUMU T.C.BALIKESİR ÜNİVERSİTESİBANDIRMA İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ
Fakültemiz tarafından 24-27 Nisan 2008 tarihleri arasında “ Uluslararası Sermaye Hareketleri ve Gelişmekte Olan Piyasalar Sempozyumu” düzenlenecektir.
Tebliğ sunacak katılımcılar tebliğ konularını en geç 19 Ocak 2008 tarihine kadar aşağıda belirtilen e-posta adresi aracılığı ile Sempozyum Düzenleme Komitesi’ne bildirmelidir.Yazım dili Türkçe ve İngilizce olacaktır. Sempozyumda simültane çeviri yapılacaktır.
Devamı »
Yazan: Murat Çokgezen | Tarih: 11 Kasım 2007
Altının 850 dolara, doların 1.50 euroya ve petrolün 10 dolara dayandığı “Çin dolardan kaçıyor!” veya “Tüm ABD bankaları zorda!”, “dünya büyümesi duracak!” gibi haberlerin gündemi doldurduğu günlerde, ABD ekonomisi konusunda olumlu bir şey söylemek zor. Ancak birkaç gün önce, 6 Kasım Salı günü Financial Times gazetesinde yazan G. Schultz ve J.Taylor (her ikisi de ABD Hazinesi’nin tepesinde son dönemde görev yapmış ve çok saygın iktisatçılardır) farklı bir yaklaşım getirdiler. Son derece ilginç olan analizlerini özetleyerek buraya aktarıyorum.“ABD konut piyasasındaki sarsılma ve subprime ipotek piyasasından ortaya çıkan finansal sorunlar, ABD ekonomisini ve sonuçta da dünya ekonomisini durgunluğa sokar şeklindeki görüşler piyasaya hakim ve son dönemde Washington’da bir araya gelen uluslararası ekonomi politikası belirleyicileri de bu şekilde düşünüyor. Fakat gözden kaçan bazı önemli noktalar var.
Devamı »
Yazan: Murat Çokgezen | Tarih: 4 Kasım 2007
PETROL fiyatları varil başına 100 dolara yaklaşıyor. Artan petrol fiyatlarının dünya ekonomilerinde arz yönlü bir şok yaratma olasılığı giderek artıyor.
Arz yönlü şok dışsal etkilerle bir birim üretimin daha pahalıya mal olması olarak alınabilir. Böyle bir şokun beklenen sonucu daha az ürerim ve daha yüksek fiyatlardır.
Şimdiye kadar dünya ekonomileri artan petrol fiyatlarını diğer fiyatlara yansıtmadan içine sindirebilmiş görünüyordu. Bir anlamda, arz yönlü şokun beklenen etkisi gerçekleşmedi. Yapılan araştırmalar bu noktadan sonra dünya ekonomilerinde artan petrol fiyatlarını ürün fiyatlarına yansıtmama olasılığının giderek azaldığını gösteriyor. Devamı »
Yazan: Murat Çokgezen | Tarih: 2 Kasım 2007
Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi 8. Cilt 3. Sayısı http://dergi.iibf.gazi.edu.tr adresinde yayınlanmıştır. İçeriği aşağıdaki gibidir:
Devamı »
Yazan: Murat Çokgezen | Tarih: 1 Kasım 2007
Bankacılık konusunda öğretim görevlisi Dr. Şenol Babuşçu 21 Ekim tarihli Ekonomist dergisinin 82. sayfasındaki “Bakış” köşesinde “Banka Çalışanlarının Ücretleri” başlıklı bir yazı yayınlamış. Bu yazıda kullandığı verileri Bankalar Birliği’nin WEB sayfasındaki “bankaların personel giderleri” sayılarından almış. Sonra bu sayıları çalışan sayısına bölerek ortalama ücret rakamını oluşturmuş. Aslında bu yaklaşım oldukça hatalı. Bulunan rakam “ortalama personel gideri” ama, bu şekilde bir karşılaştırma çok yanlış sonuçlar çıkartır, özellikle tüm çok şubeli bankalar aleyhine bir görüntü ve algı oluşturur.
Sorulması gerekli, örneğin personel giderlerinin içerisinde outsourcing maliyetleri var mı? Bankalar Birliği verilerinden bu bilgiyi elde etmek galiba mümkün değil. O zaman da karşılaştırmanın nasıl yapılabileceği ortada değil!
Bilindiği gibi personel giderleri deyince içinde (birçok bankada) en azından şu kalemler var: Yönetim Kurulu Üyeleri aylıkları, daimi kadrolu personel ücretleri, fazla çalışma ücretleri, Bireysel Emeklilik giderleri, SSK işveren sigorta primleri, işsizlik sigortası primleri, Devamı »