e-konomist.net

e-konomist
Türkiye İktisatçılar SıralamasıArşivİletişimRSSGiriş yapKayıt ol

“Jeo-strateji”den “Tekno-strateji”ye… Bölgesel Güç Unsuru Türkiye İçin Sanayileşme Şartı

Hatice ÖZKURT – İktisatçı -hozkurt@inonu.edu.tr

1.Giriş

Avrupa Birliği’nden müzakere takvimini alabilmiş ve tarama sürecine başlamış olan Türkiye için şu tanımlamalar öne çıkmaktadır:

▲Türkiye, bir bölgesel güç unsurudur. Bunu sağlayan araç ise, onun mevcut jeo-stratejik konumudur. Bu, bütün dünyanın kabul ettiği, nesnel bir gerçektir.

▲Türkiye, aynı zamanda halen sanayileşmekte olan bir ekonomidir. Gelişmiş bir ekonomi olabilmesi için doğru ve etkin bir tekno-strateji belirlemesi ve ona uygun bir şekilde bilimsel ve teknolojik faaliyetlerini gerçekleştirmesi gerekir.

O halde, jeo-stratejik özelliği Türkiye’yi nasıl bölgesinde büyük bir güç unsuru yapıyorsa, aynı şekilde, uygulayacağı çağdaş bir tekno-strateji sayesinde de sanayileşmesini ve dolayısıyla ekonomik gelişmesini sağlamış olabilecektir.

Bu yazının konusu ve dolayısıyla amacı, jeo-strateji kavramından hareketle, tekno-strateji için bir kavramsal çerçeve çizmek ve tekno-stratejinin Türkiye’nin sanayileşme koşulunu sağlamakta etkin bir araç olacağını ortaya koymaktır.

2.Tekno-strateji Nedir?

Teknolojiyi bir strateji olarak kullanmakla ilintili olan “tekno-strateji”, jeo-strateji ve jeo-ekonomi gibi kavramlardan esinlenerek oluşturulan bir kavramdır. Sıradan bir kavram gibi gözükse de, sözkonusu bir ekonominin nasıl kalkınacağı sorunu olunca, hemen “stratejik” derecede bir araca dönüşmektedir.

Strateji kavramının kökeni, eski Yunanca’daki “strategikos” sözcüğü olup, anlamı “bir hedefe varmak için çizilen temel plan, yön, yöntem ve bir taktikler bileşkesi”dir.

Tekno-strateji ise “teknolojinin kalkınmada bir yöntem, plan, proğram, politikalar bütünü” şeklinde tanımlanabilir. Burada adı geçen kalkınma kavramı sanayileşme ile ikame edilebilir.

Zahra’ya (1996) göre, tekno-strateji “… gelişmeye ilişkin yeni risk kararları ve teknolojik kapasite kullanımına rehberlik eden bir plan”dır. Bu strateji altı büyük alan içerir:

i)Piyasaya yeni ürünlerin girmesi için sanayinin (endüstrinin) ilk işletmeleri arasında yer alıp alınamayacağına bir riskin karar verdiği durum.

ii)Piyasaya girilmesi için ürün sayısının belirlenmesi.

iii)Bir riskin içsel ve dışsal araştırma-geliştirme (Ar-Ge) kaynaklarının büyüklüğü.[1]

iv)Ar-Ge harcama düzeyi.

v)Temel ve uygulamalı araştırma projelerinin portföyü[2].

vi)Rekabet üstünlüğünü korumak için riskin patentleme boyutudur ki, bunun dayanağı da Ar-Ge faaliyetleridir.

Bunun dışında, bir tekno-stratejinin düşünsel planında bir takım sorular anahtar niteliğini taşıyacaktır (The Brussells Enterprise Agency, 2005): Örneğin, üretip geliştirmek istediğimiz ürün nedir, hedefimize yardımcı olacak piyasa segmentleri nelerdir, rakiplerimizle karşılaştırdığımızda pozisyonumuz nedir? vb.

Ulusal bir tekno-stratejinin bir parçası olarak uluslararası işbirliği gözardı edilmemelidir. Uluslararası düzeyde kabul görmüş olan başka tekno-strateji belgeleri rehber ve tecrübe niteliğini taşıyabilir. O nedenle Türkiye de, hemen her kalkınma planında atıf yaptığı teknoloji gelişmeleri sağlamak yolunda uluslararası işbirliği girişimlerinden kaçınamaz. Bu bağlamda, devlet politikası halinde yürütülmekte olan AB ile başlayan tarama ve müzakere süreci, “Vizyon 2023” gibi ulusal tekno-strateji belgelerinin yeniden kurgulanmasından, hızlı ve etkin bir anlayışla uygulanmasına kadar, bir dizi aşamada sinerji yaratabilir.

3.Niçin Tekno-strateji?

Teknolojik odaklı olmayan bir kalkınma ile, ne gelişmiş ülkelerin arasına girerek “sınıf” atlanabilir, ne de küreselleşmenin nimetlerinden yararlanmak sözkonusu olabilir. Dünyanın gelişmiş ekonomileri bunun en canlı kanıtıdır.

Ayrıca çağımızda teknolojinin girmediği ve girip de katma değer üretmediği sektör de yoktur. Piyasaların canlı çalışması, istihdam yaratması, ekonomik büyümenin sağlanması, vb. konjonktürel gelişme belirli ölçüde teknolojinin kullanımı ya da teknolojinin sağlayacağı verimlilikle ilgili olmaktadır. Dış dünyaya karşı ekonomik ve siyasal bağımlılığın bir uzantısı da yine teknoloji ticaretine dayanmaktadır. O halde, ulusal bir tekno-stratejinin belirlenmesi yaşamsal bir önem taşımaktadır. Dolayısıyla, böyle bir stratejinin ivedilikle uygulamaya konulması, aksi halde geçen her zamanın israf edilmesi anlamına geleceği ortadadır. Bu noktada Türkiye için –Cumhuriyet’in 100. kuruluş yıldönümünü çağrıştıran- “Vizyon 2023 Projesi”nin geliştirildiğini ve aşamalı bir şeklide uygulanmaya başladığını hatırlatmakta yarar vardır.

Her geçen zamanla birlikte tekno-stratejinin önemini arttıran, daha da önemlisi her ülkenin bir ulusal tekno-stratejisinin olmasını zorunlu kılan; dünya ekonomisindeki hızlı ve karmaşık konjonktürel gelişmelerden başka, bölgesel ve küresel güç mücadelesi, sıcak savaşların bir yangın ya da bir virüs gibi bulaşıcı olması, dolayısıyla varsa jeostratejik gücün mutlaka teknolojik güçle pekiştirilmesi gereksiniminin doğmuş olmasıdır.

Teknik Bir Karşılaştırma

Tekno-stratejinin anlam ve öneminin daha iyi kavranılması için onu jeostrateji ile bir karşılaştırılmaya tabi tutmalıdır. (Bkz. Tablo 1.) Burada dikkat edilmesi gereken; bu iki farklı strateji siteminin tümüyle birbirini dışlayan değil, tamamlayıcı unsurlar olduğudur.

Bu bağlamda şu iki noktaya vurgu yapılmalıdır:

▲Günümüzde hemen her ülke aynı derecede jeo-stratejik güce sahip değildir, fakat birbirlerine karşı jeo-stratejik değer taşımaktadır. Jeo-stratejik konum değiştirilemez, fakat buna bağlı gücün, değişen tehdit ve fırsatlara göre azalıp artması mümkündür.

▲Jeo-stratejik konum ve güçleri aynı olmayan ve olamayan ülkeleri birbirine karşı üstün kılan gösterge ise, ulusal bir tekno-stratejiye sahip olup olmamalarıdır. Gerçekten de, tekno-stratejiyi çağın gelişim ve değişimine göre doğru ve etkin kullanabilen ve bunu büyüme ve kalkınma sürecinde bir manivela olarak uygulayabilen her ülke görece daha güçlü olabilecektir.

Tablo 1: Jeo-stratejiye Karşı (Versus) Tekno-strateji

Sıra
JEO-STRATEJİ ya da

JEOSTRATEJİK GÜÇ

TEKNO-STRATEJİ ya da

TEKNO-STRATEJİK GÜÇ

1
Bir ülke için önceden kazanılmıştır,

Doğanın ya da coğrafyanın o ülkeye bir hediyesidir.

Bir ülke için sonradan kazanılır.

Ekonomik kaynak miktarıyla,

o kaynakları verimli kullanmakla orantılıdır.

2
Yer altı ve üstü (arzı sınırlı petrol ve maden gibi) zenginlikler, coğrafi konum ve özellikler merkez alınır.

Bilim ve teknolojik politikalar ve uygulamalar merkez alınır.

3
Her ülke sahip değildir.

Küreselleşen dünyada ve gelişmek isteyen her ülke için şarttır.

4
Dış tehditlere olduğu kadar dışsal

fırsatlara da açıktır. Bu gücün fazla ya da zayıf olması dost ve düşman ülke sayısını azalttığı gibi arttırabilir de.

Dış tehditleri genellikle etkisizleştirir, uluslararası ekonomik ve ticari fırsatları çoğaltır.

5
Göstergeleri; i) kıtalar ya da ülkeler arasında geçit olma, ii) boğazlara sahip olma, iii) enerji ulaşım güzergahı olma, iv) zengin ham petrol ve maden rezervlerinin yurdu olma, vb.
Göstergeleri; i) ham petrol ve diğer madenleri ara ve tamamlanmış mal haline getirebilme, ii) GSMH’den ve bütçeden Ar-Ge’ye daha fazla pay, iii) Patent ve araştırmacı sayısı, iv) fabrika ve üniversite sayısı, vb.

6
Savunma (silah) harcamalarını arttırmaya elverişlidir.
Silahsızlanmaya hizmet eder. Ayrıca askeri makine ve teçhizatı elde etmekte dış bağımlılığı azaltmaya hizmet eder.

7
Daha çok az gelişmiş ve iki/üç kıtayı birleştiren (köprü ya da pencere konumundaki) ülkeler için öne çıkar/tılır. Örneğin, Türkiye, Kıbrıs.
Daha çok (inovasyon yeteneğine sahip ve teknoloji yurdu olarak bilinen) gelişmiş ülkeler için öne çıkar/tılır. Örneğin, Japonya, Batı Avrupa ülkeleri.

8
Hizmetkar ve muhatap, özellikle askeriye cephesi, yani o ülkenin ordusudur.
… özellikle o ülkenin araştırma enstitüleri ile üniversiteleridir.

Jeo-stratejiyi bir tür insanın yüzüne ve yüz hatlarına benzetirsek, tekno-stratejiyi de o yüze uygulanan makyaja ve ortaya çıkan “güzelliğe” benzetebiliriz. Yüzün yaşlı, eskimiş, soluk gözükmemesi; bir başka deyişle genç, canlı ve alımlı görünmesi için makyaja gereksinim duyulabilir. Çağdaş bir dünyada yaşamanın bir gerçeği olarak, güzel yüzlerin bile kozmetik sektörünün nimetlerinden yararlandırılması tesadüfi değildir. Peki makyaj dökülürse? Özelliği gereği, dökülebilir, dökülür de… O halde, dökülmemesi için makyajı sürekli yenilemek gerekir. Makyaj malzemesine benzettiğimiz ve teknoloji dediğimiz olgu da, yenilik ve gelişmeyle özdeş değil mi? Buna göre, denilebilir ki, jeo-stratejik olma varolan bir gücü temsil ediyorsa, tekno-stratejik olma ise o gücü geliştirip “güzel”leştiren bir başka güçtür. Bu iki gücü uyumlaştırabilen ve sürdürülebilir kılabilen bir ülke rakiplerine her zaman fark atacaktır.

Türkiye’nin sanayileşip çağdaş ülkeler düzeyinde hak ettiği yeri alabilmesi, büyük ölçüde ulusal bir tekno-strateji konseptini geliştirmesine bağlıdır.

4.Nasıl Bir Tekno-strateji

Ulusal bir tekno-strateji konsepti geliştirmenin bazı kriterleri vardır ve en az “Kopenhag Kriterleri” kadar önemlidir. Zira böyle bir konsepti belirlemek ve uygulamaya koymak sayesinde Türkiye’nin “fabrika yapan fabrikalar”ı olabilecektir.

“Nasıl bir tekno-strateji”yi araştırırken, öncelikle tekno-stratejinin bileşenlerini ve bu bileşenlerin Türkiye açısından hangi düzeyde olduğunu ortaya koymak gerekir.

Bir kere, tekno-stratejinin üç önemli bileşeni ya da göstergesi vardır ve ulusal bir strateji belirlemek zorunda olan Türkiye için daha fazla geçerlidir:

i)Ar-Ge harcamaları düzeyi,

ii)patent üretimi düzeyi,

iii)yüksek sanayi ürünlerinin toplam ihracat düzeyi.

Yukarıda anılan “Vizyon 2023 Projesi’ de, bir çeşit ulusal tekno-strateji konsepti olarak, sözkonusu bu üç bileşeni çeşitli düzeylerde referans almaktadır. Bu proje TÜBİTAK öncülüğünde hazırlanmış olup; teknoloji kullanma, seçme, geliştirme faaliyetlerini içermektedir. Teknik ve finansman düzeyinde sorumlu ve ilgili kuruluşların da üniversiteler ve Maliye Bakanlığı gibi birimlerdir. (Ayrıntı için bkz. vizyon2023.tubitak.gov.tr)

4.1.Ar-Ge Harcamaları Düzeyi: Yeni Bir Ölçüt GERD

OECD’nin (Factbook 2005) tanımladığı gibi, Ar-Ge harcaması hükümetlerin ve özel sektörün bilim ve teknolojide rekabet üstünlüğü elde etmek için ortaya koyduğu çabaların bir anahtar göstergesidir. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu OECD’de Ar-Ge 2001 yılı itibariyle ortalama %2-3 olarak hesaplanmıştır. Öte yandan, aynı dönemde “Ar-Ge yoğunluğu” yani Ar-Ge harcamalarının ulusal gelire oranı, (İzlanda, Japonya, Finlandiya ve İsveç’ten oluşan) dört OECD ülkesi ortalaması %3 civarındadır.

Burada, konuyla ilgili olarak OECD tarafından –uluslararası karşılaştırmalarda kullanılmak amacıyla- geliştirilen “Ar-Ge Üzerine Gayri Safi Yurt İçi Harcaması (= Gross Domestic Expenditure on Research and Development, GERD) ölçütü esas alınmıştır. Buna göre, 2002 yılında GERD’de (incelemeye alınan yaklaşık 30 ülkeli) OECD ortalaması %2.3 iken, Türkiye için sadece %0.7 yani binde 7’dir. ABD’nin %2.8 ile başını çektiği GERD liginde bize en yakın Slovakya ve Yunanistan gibi ülkelerdir (bkz. Tablo 2).

Tablo 2: Ar-Ge İçin Gayri Safi Yurt İçi Harcama (GERD), 2002

Sıra
Ülke

GERD, %

İlk üç
ABD
2.8

İsviçre
2.7

Almanya
2.6

Son üç
Macaristan
0.9

Türkiye, Slovakya, Yunanistan
0.7

Meksika
0.5

Kaynak: OEDC Factbook 2005.

Tablo 2’ye bağlı kalarak, Türkiye’nin etkin bir tekno-strateji için yerine getirmesi gereken ilk koşulun GERD oranını önümüzdeki beş yıl içinde (2010 yılına kadar) aşamalı olarak %1’den %2’nin üzerine çıkartması gerekmektedir. Bu amaçla; araştırma enstitüleri ve üniversiteler başta olmak üzere kamu ve özel sektör laboratuarlarını harekete geçirecek şekilde proje ve planlar geliştirilmelidir.

4.2. Patent Üretimi Düzeyi

Patent yanlı göstergeler, bir ülkenin Ar-Ge çıktısı için nesnel bir ölçü sağlar. Fakat kullanılan yöntemler sonuçları etkileyebilir. OECD (2005), üçlü patent ailesi (triadic patent families) olarak tanımlanan bir patent göstergesini geliştirmiştir. Bu gösterge tüm önemli buluşları-icatları bir araya getirerek uluslararası düzeyde karşılaştırılabilir yapmak ve karşılaştırılabilir değerini arttırmak için tasarlanmıştır. Bir patent ailesi, aynı icadı korumak için değişik ülkelerde (yani onların patent ofislerinde) alınan bir dizi patent olarak tanımlanır. Üçlü patent ailesi de; Avrupa Patent Ofisi (the European Patent Office, EPO), Japon Patent Ofisi (the Japanese Patent Office, JPO) ve ABD Patent ve Ticari Marka Ofisi’den (the US Patent and Trademark Office, USPTO) oluşan dünyanın en büyük patent ofislerinde kaydedilmiş olan bir patent grubudur.

Nüfus baz alındığında, OECD ülkeleri arasında -2000 yılı itibariyle- en yüksek “patent yoğunluğu”na (yani milyon kişi başına düşen patent sayısı) sahip olan ilk üç ülke İsviçre (100 adetten fazla), Finlandiya ve Japonya’dır (90 adetten fazla).[3] Türkiye’nin patent yoğunluğu ise neredeyse “sıfır” olup, tam anlamıyla bir dramdan ibarettir. (Bkz. Grafik 1.)

Grafik 1: Üçlü Patent Ofisi’nden Alınan Patent Sayısı

(Her Bir Milyon Kişi Başına), 2000

Kaynak: OECD Factbook 2005.

http://lysander.sourceoecd.org/vl=20076988/cl=24/nw=1/rpsv/factbook/06-01-04-g02.htm

O halde yapılması gereken, Türkiye’nin ulusal tekno-stratejik çabalarını patent yoğunluğunu arttırmaya odaklamaktır. İlk aşamada en az bir Macaristan ya da İspanya (milyon kişi başına 2-3 adet üçlü patent) düzeyine, daha sonra Yeni Zelanda (10 adet üçlü patent) düzeyine çıkması halinde[4], Türkiye’ye “icat yapabilen” bir ülke kimliği kazandırılabilir.

Bu noktada, bilim dünyası ile makro ekonomi arasında yakın ve organik bir ilişkinin varolduğunu bilmeliyiz. Zira buluş yapmanın, onu patentlemenin ve reel sektöre aktarıp ekonomik değerlere dönüştürmenin –emek, zaman, enerji ve finans açısından- ne kadar zahmetli olduğu evrensel bir gerçektir. Başkasının yaptığı bir buluşu lisanslama yoluyla üretim geliri sağlamak da olanaklıdır, ancak bunu alışkanlık haline getirip yapan ülkelerin ulusal kalkınma ve küresel rekabet yolunda hep yerinde saydıkları da, bilinen bir başka gerçektir.

4.3.Yüksek Teknolojili Sanayilerin İhracat Düzeyi

Tekno-stratejinin doğrudan ilgi alanına giren bir diğer gösterge de, bir ülkenin teknoloji-yoğun ihracatıdır.

OECD (2005) verilerine göre, teknoloji yoğun ihracatı başta Doğu Avrupa ve İzlanda’da olmak üzere Türkiye’de de hızla artmaktadır, fakat bu ülkelerin ihracatı uluslar arası teknoloji ticareti için oldukça küçük bir katkı sağlamaktadır. Bu alandaki toplam OECD ihracatının %20’si ile ABD, dünya teknoloji pazarının en büyük payına sahiptir.

Grafik 2: OECD Ülkelerinde Yüksek Teknolojili Sanayilerinin İhracat Payı

(Toplam İmalat İhracatına Oranı Olarak, %) : 2002

Kaynak: OECD Factbook2005

http://hermia.sourceoecd.org/vl=6108540/cl=34/nw=1/rpsv/factbook/06-02-04-g02.htm

OECD ülkeleri yüksek teknolojili (high-tech) sanayi ürünlerinin ihracatının toplam imalat ihracatındaki payı ve 2002 yılı itibariyle karşılaştırıldığında (bkz. Grafik 2), görülecektir ki; İrlanda, her 100 birimlik imalat ürünü ihracatının yaklaşık 60 birimini (=%60’ını) yüksek teknolojik ürünleriyle gerçekleştirmekte ve dolayısıyla; –neredeyse- i) bir teknoloji devi olan Japonya ve Hollanda’yı iki kat, ii) toplam OECD’yi %30, iii)15 ülkeli AB’yi (=AB15’i) ise %35 oranında geçmektedir. Birleşik Krallık, ABD ve İsviçre ise, İrlanda’nın en yakın rakipleri olarak %40 civarında bir oran tutturmuşlardır. İrlanda’nın bu alanda ne kadar başarılı bir performans sergilediğini ortaya koymak için, ayrıca 1990’da sadece %35’lik bir oran elde ettiğini ve yine (%33’lük) ABD’yi çok küçük bir farkla geride bıraktığını hatırlamalıyız (a.k.).

Türkiye’nin, küresel rekabetin en yoğun olduğu “teknoloji ihracatı” liginin neresinde olduğunu araştıracak olursak: Türkiye OECD üyeleri arasında en az miktarda yüksek teknolojik ürün ihracatını yapan ülkelerden birisidir. Şöyleki: Türkiye’nin “yüksek teknolojik ürün / imalat ürün ihracatı”nda, konjonktürel olarak elde ettiği oranlar i)1990’da %3.5, ii)1995’te %2.1, iii) (Grafik 2’de de görüldüğü gibi) 2002’de %6.2 şeklinde olmuştur. Son veriye göre, Türkiye’nin –karşılaştırılabilir ülkeler arasında- Slovakya, İzlanda ve Yeni Zelanda’yı geride bıraktığı, buna karşılık, İspanya, Yunanistan ve Polonya’nın ise gerisinde kaldığı anlaşılmaktadır.

Teknoloji ihracatı performansı genel dış ticaret ve diğer iktisat politikalarının uyumlu ve etkin uygulanmasıyla ilişkili olduğunu kabul etmek gerekir. Son yıllarda ihracat patlaması yaptığı ileri sürülen Türkiye’nin neden halen az gelişmiş ülkeler arasında gösterildiğinin bir nedeni de, Ar-Ge’nin dışında bir de teknoloji üretimi ve pazarlaması potansiyelinde aranmalıdır. Buna göre, Türkiye’nin toplam ihracatında teknoloji ihracatını arttırması ve bunun için de toplam imalat üretiminde teknoloji çıktısının payını yükseltmesi şarttır. Bu çabalar, Türkiye’nin sanayileşme sürecini de hızlandıracaktır.

5.Sonuç Gibi

İnternet ve genetik çağında yaşadığımız şu dünyada tek başına jeo-stratejik gücüne sahip olmak hiç bir ülkeye sıçratma yaptırmamaktadır. Türkiye’ye kıyasla görece jeo-stratejik konumu zayıf olan Japonya (ya da Almanya), eğer tüm dünyaya “made in Japan” (ya da made in Germany) ürünleriyle istila edebiliyor ve teknolojik ürün ağırlıklı imalat ihracatından oldukça yüksek döviz gelirleri elde edebiliyorsa, bunun temel kaynağı sadece ve sadece bilimsel ve teknolojik bilgi üretimini yapabilmesi ve bunları sınai çıktılara dönüştürebilmesidir. Teknolojiyi ekonomik gelişmeyi sağlamak ve sürdürmek yolunda bir strateji olarak kullanmayı başarabilen Japonya ve Almanya gibi ülkeler iki yaşamsal kazanım elde edebilmişlerdir: Birinci kazanım, yurttaşların refah düzeyini yükseltmek iken; ikincisi ve belki de en önemlisi de, dünya ulusları arasında kendine güven duymalarını sağlamak şeklindedir.

Yaşadığımız çağa aynı zamanda “enformasyon” çağı denilse de, aslında teknolojik buluş ve yenilikleri çağrıştırdığı için “inovasyon” çağı denilmesi daha gerçekçi olur. Böyle bir çağda, buluşu ve markası olmayan ulusların yüzüne hiç kimse bakmaz. Teknolojiniz kadar söz hakkınız olabilir. Yüzyıllardır evrensel refah ve mutluluk için uygarlık duvarı örülmektedir. O duvarın inşasında –buluş ve marka anlamında- koyduğunuz her bir tuğla ile, ancak ve sadece insanlık tarihinde yerinizi sağlamlaştırabilirsiniz.

Sağlam ve işlerliği olan bir tekno-strateji sayesinde Türkiye jeo-stratejik üstünlüklerini korumak dışında, yapacağı teknolojik buluşlar, elde edeceği patentler ve bunları ekonomik katma değere çevirmek yoluyla toplumunun gelir düzeyini de arttırabilecektir. Somut ve sürekli ekonomik kazanımları olmayan bir tekno-strateji, ülkenin ne jeo-stratejik gücünün sağlaştırılmasına hizmet edebilir ve ne de küresel rekabette önemli bir mevzi elde etmesini sağlayabilir.

Jeo-stratejik gücünün ve öneminin tartışılmadığı Orta Doğu’ya ancak çağdaş bir tekno-strateji ile sanayileşmiş ve dolayısıyla küresel dünyayla rekabet edebilen istikrarlı bir Türkiye yakışır.

Kaynakça

OECD Factbook 2005, “Economic, Environmental and Social Statistics: Science and Technology”, http:/.oberon.sourceoecd.org (04.08.05)

The Brussels Enterprise Agency, Technology and Innovation, http://www.abe-bao/be/…

(04.08.05)

TÜBİTAK (2005), Bilim ve Teknoloji Stratejisi Vizyon 2023, http://vizyon2023.tubitak. gov.tr/teknolojienvanteriş/ (10.08.05)

Zahra, S.A. (1996), “Technology Strategy and New Venture Performance: A Study of Corporate-Sponsored and Independent Biotechnology Ventures”, Journal of Business Venturing, Vol:11, No:4, July, pp.289-321, http://www.ingentaconnect.com (02.08.05)

——————————————————————————–

[1] İçsel kaynaklar genellikle kurum-içi Ar-Ge kaynaklarına işaret ederken, dışsal kaynaklar ise öteki şirketlerden teknoloji satın almayı ya da lisanslamayı ya da teknolojiyi ele geçirecek stratejik anlaşmalara katılmayı kapsayabilir (bkz. Zahra).

[2] Temel Ar-Ge, bilimi geliştirirken; uygulamalı Ar-Ge ise yeni ürün ve teknolojilere işaret eder.

[3] Yine OECD kaynaklarına göre, 1998’de patent yoğunluğunda ilk üç sıra şöyle gerçekleşmiştir: İsviçre 119, İsveç 107 ve Japonya 81. ABD ise sadece 52 sayıyla yetinmiştir. Bir başka ilginç gelişme de; 1990’lardan beri Japonya’nın patent üretiminde düşüşte olması, buna karşılık AB’nin ABD’yi yakalıyor olmasıdır.

[4] Türkiye’nin şu anda bilim ve teknolojide Japonya ya da Almanya ile karşılaştırılmaya çalışılması hem gereksi ve hem de anlamsızdır.

Yazan: e-konomist | Tarih: 25 Ekim 2007 | RSS | Geri bildirim | Yorum yap

WidgetBucks - Trend Watch - WidgetBucks.com

porno
e-konomist.net e-konomist
porno travesti escort bayan